GÜN KÖMÜR KARASI!!!

Manisa Soma’ da meydana gelen İş Kazası diyemeyeceğim “İŞ KATLİAMI” olarak gördüğüm olay nedeniyle bu yazıyı hazırlıyorum.

Öncelikle acılı ailelerin hepsine sabır dilerken, ölen işçilerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

İş güvenliği yalanıyla uyutulan güzel ülkeme herşey için bir musibet gerekiyor. Bu musibetlerde de olan hep garibana oluyor. Siz (Yani yönetici ve uzman olarak geçinenler) ders alacaksınız diye ( alırsanız tabi) insanlar çocuklar ölmek zorunda mi?  İş güvenliği yalanının arkasına saklananların en büyük günahları bu oldu.

O televizyonlara çıkıp “CO Zehirlenmesi ile ölmek çok tatlıdır” diyen zihniyeti de tanımadığımı ve saygı duymamamnın aksine insan yerine koymadığımı da belirtmek isterim.

Ülkemiz de bazı kişiler en yakını 50 sene önceye dayanan bazı maden kazaları ile bugünü kıyaslıyor. Bu demek ki, siz geçmişten ders almıyorsunuz, ve ülkemizde ki teknolojiler bu senelerin devamı!

Bana “Bir Temiz Enerji Türküsü Tutturmuşsun” diyen arkadaşlarıma cevabım sadece şu olacak; “Neden bu türküyü tutturduğumu böyle mi öğrenmemiz gerekiyordu?”

Ülkede devlet kurumları kar amacı güderken siz özel sektöre “İş Güvenliği, İnsan Odaklılık vs” nasıl anlatacaksınız?

Madencilikte eski teknoloji kullanıyoruz diyenlerin aymazlığını ve utanmazlığını buraya da eklemek isterim. Uzmansanız veya bu işlerle ilgiliyseniz neden hiç bu konuları dillendirmediniz de şimdi boy boy televizyonlara çıkıp ahkam kesiyorsunuz?

Müslümanlıkta”Tevekkül”inancı vardır.Sen tedbiri alırsın gerisini Allah’a Emanet edersin, duanı edersin.Burada tedbir göremiyorum. İşte bu yüzden bu durum Takdir ilahi ile geçiştirilemez, anca sosyal medyada denildiği gibi “TAKDİR-İ TİCARİ” olur. 

Enerji politikalarının düzgün ve planlı olmaması,denetim mekanizmasının yerinde yeller esmesinin bedelini insanımız canıyla ödüyor.

Mayıs ki Bahar’ın en güzel ayı, Yaz’ ın müjdecisidir. Bizim için karanlığın ve kederin ayı oldu.

Allah, bundan sonra önlemlerin alınmasını, daha başka çocukların babasız kalmamasını, anne babaların evlatsız kalmamasını nasip etsin.

Saygılar,

Sevgiler

Orkun TEKE- Mühendis

indir (2)   13-mayis-2014-soma-maden-ocagi-kazasi_629466

Reklamlar

İK UYGULAMA PROJELERİ VE KAMPÜSLER

Merhaba,

Bugün bahsetmek istediğim konu, üzerine de çalışmalar yürüttüğüm, öğrenci iken şirketlerle iç içe olduğumuz ve uygulamaya geçirdiğimiz ve inşallah bu alanda iş bulabilirsem aktif olmak istediğim bir alan olan, şirketlerin kampüslerde potansiyel çalışanlarını aradığı öğrenci gelişim programları ve bazı iyi örnekleri aktarabilmek.

Öncelikli olarak burada “İK Uygulama” alanında projelendirilme aşaması çok önemli. Çünkü bu projelendirme, sizin seçim sürecinizden tutun, programın ilerleyişi içerisinde ki değerlendirmelerinizi etkileyecektir. Projelendirme hususunda dikkat edilmesi gerekenler neler?

  • Maliyet en önemli kalem, şirketin bütçesi, projelendirme sonucu çıkan maliyetten az olmaması gerekir. Ekstra bütçe almak sıkıntılı bir süreç olarak her zaman karşımıza çıkmaktadır.
  • Seçim süreci- Program içeriği ve potansiyel çalışan adaylarınıza verilecek eğitimlerin ve eğitmenlerin çok ince eleyip sık dokunarak belirlenmesi. Hani tabiri caiz ise “Bir işi yapıyorsanız tam yapınız” misali.
  • Şirketin ilgili departmanlarının yöneticileri veya departmanlarda gönüllü olmak isteyenlerin belirlenip planlama ve projelendirme sürecine dahil edilmesi (Bu süreç benim çok önemsediğim ve farklı bakış açılarını ortaya çıkaran, projeyi zenginleştiren bir süreçtir.)
  • Seçeceğiniz kişi kriteri ve sayısı çok iyi irdelenmeli. Unutmamak lazım, bu kişiler ilerisi için sizin potansiyel çalışma arkadaşlarınız. İyi planlanmayan süreçler, öğrencilerin beklentilerini karşılamamakta olup, firmanızı dışarıda kötü bir havada anmalarını sağlayacaktır. Bu konuda da bazı örnekleri aktaracağım.
  • Çıkış sloganınız, programınızın farklılığı ve süreç sonu vaatleri çok çok önemli. Bu sizin alacağınız başvuru sayısı, başvuran kişi kalitesi vs. gibi kavramları önemli bir seviyede etkileyecektir.

Kampüs çalışmalarına geldiğimizde ise, farklı kariyer fuarı, kariyer günleri, öğrenci kulüpleri organizasyonlarına giden şirketler için  bu konuda aslında çok yapılması gereken çok bir şey olmadığını söyleyebiliriz.Zaten öğrenci kulüpleri ile iç içe olunduğundan tanıtım kendiliğinden gerçekleşmekte.  Gitmeyen şirketler için ise ekstra uğraş demek. Üniversitelerle iç içe olmak firma İK’ ları için çok önemli olmalı. Böylece firma tanınırlığı, şirket politikalarınız öğrencilere çok daha detaylı aktarılacaktır.

Projelerin yürütülmesi, öğrenci odaklı olması ve çıkış vaatlerinin yerine getirilmesi çok önemli. Hem katılımcı motivasyonu, hem çalışanlarınızın projeye olan inancını etkileyen bu saydıklarım, projenizin ilerleyen yıllarda ki devamlılığı veya gelişerek büyümesini yakından ilgilendirecektir.

Gördüğünüz ve bildiğiniz gibi aslında şirketlerin Yetenek Keşfi, Kafa Avcılığı için çok önemli bir yöntem olan bu programlar sizi üniversiteler ile iç içe yaparken, vaatlerinizi yerine getirmediğinizde veya beklentileri karşılaymadığınızda öğrenciler için ipinizi çeken süreçlerde olabilmektedir.  Özellikle bazı şirketlerin bunu yaşaması (Şimdi isim vermek çok doğru ve etik olmaz) ve bundan ders çıkarması, firmanın kampüslerde ki tanınırlığını çok önemli derecede etkilemiş ve diğer açtıkları program başvurularını neredeyse “%60” seviyelerinde aşağıya çekmiştir.

Bazı şirketler ise bu programları çok iyi planlayarak, sistematik bir şekilde çalışanlarını da dahil ederek, öğrenciler için çok istenen şirketler arasına kendilerini sokmuşlardır. Başvuru oranları neredeyse % 50- 60 bandında artış göstermiştir.

Şimdi şunu söyleyebilirsiniz haklı olarak  “Sen bunları nereden biliyorsun?” Benim üniversitede okurken maalesef hiç boş zamanım olmadı. Böyle gelişim programlarına gire çıka, orada ki yetkililerle görüşerek, birlikte çalışarak bu deneyimleri edindim. Üniversite yaşamım sonrasında da bu konularla ilgilenmeye devam ettim. Başıma kötü deneyimlerde geldiği için kampüs ortamında şirketlerin düştüğü durumları da görme fırsatım olmadı. Bazı firmaların 100 başvuru aldığı üniversitelerde diğer sene 5 başvuru aldığı dönemleri gözlemleme fırsatım oldu.

Bugünlük bu kadar benden.

Diğer yazımda buluşmak dileğiyle!

Saygılar, Sevgiler!

Orkun TEKE

Mühendis- Araştırmacı

SOSYAL MEDYA’ DA İLETİŞİM

İletişimin hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat iletişimi günlük hayatımızda “Yazılı- Sözlü veya Beden Dili” dışında kullandığımız bir diğer alanda “SOSYAL MEDYA”

Peki nedir bu sosyal medya denilen şey?

Tek Yönlü bilgi akışı ve paylaşımından çift yönlü bilgi ve akış paylaşımını sağlayan, kullanıcıların karşılıklı diyalog vs. içeriklerinin tümü sosyal medya olarak adlandırılır. En ünlü platformları da hepinizin bildiği “Facebook, Twitter, Linkedin vb.” paylaşım siteleri. Linkedin daha profesyonellere yönelik bir platform olduğundan belki dışarıda tutulabilir. Bende sizlere daha çok “Facebook, Twitter” gibi yoğun kullanıma sahip siteleri odak alarak konuyu açıklamaya çalışacağım. Genel olarak Türkiye’ de yapılan Sosyal Medya araştırmaları firmaların insanlara ulaşma ve pazarlama faaliyetlerini arttırmaya yönelik yapılmaktadır. Yine ben Fransızca konuşmayı tercih ederek sizleri sosyal medyada farklı bir bakış açısına naçizane yönlendirmeye çalışacağım. Bu konu ile ilgili olarak ilk eğitimimi “Üniversite Öğrencileri İçin Kariyer Yaklaşımı” ana teması ile “Kariyer Yolu” isimli sunumumda paylaşmıştım. İsteyen ilgililere sunumu ulaştırabilirim (Çoğunlukla Görsel Mevcut slaytlarda onu belirtmek isterimJ)

Gördüğünüz gibi burada da karşımıza “Karşılıklı” kavramı çıktı. Bu kavramın olması, kullanıcıların bu platformlarda da bazı iletişim tekniklerini kullanmaları gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

Şimdi mühendisim ya ben hadi size biraz rakamlarla konuşayım da mesleğinin gerekliliğini yerine getirmiyor demesinler J. Sosyal medya kullanım rakamlarını size görsel- rakamsal olarak aktarmaya çalışacağım. Yani verilerle konuşacağım J

Öncelikle dünya rakamlarından bahsedelim, bakalım durum vaziyet nasılmış;

Gördüğünüz gibi kullanıcıların çoğunluğu 25- 34 ve 16-24 Yaşlarında (Son zamanlarda yapılan ve sonuçları daha tam anlamıyla açıklanmayan veya yayınlanmadan benim şans eseri görebildiğim verilere göre 45- 54 yaş aralığı da son zamanlarda atılım yapmış durumda) ve kullanıcıların çoğunluğu erkek. Bunlar neyi ifade eder derseniz, bu rakamlar ve veriler, iletişim kuracağınız profil hakkında size bilgi sağlar. En azından kafanızda bir fikir oluşturur.

Türkiye’ de durum vaziyetin nasıl olduğuna gelirsek, öncelikle şunu söylemek lazım, sosyal medya artık hayatımızın bir parçası olmuş durumda. Gerek toplumsal olaylar, sevinçler, üzüntüler, isyanlar, övgüler vs. hep bir ağızdan dile getiriliyor. Sosyal medya kullanımında Dünya 2. si bile olduk. Hindistan, Brezilya’ yı falan geçtik yanlış olmasın yani J. Twitter’ da da Dünya 1.si olduk. Tabi burada mevcut siyasi olayların etkisini göz ardı etmemek lazım.”Türkiye İstatistik Kurumu Hane Halkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması 2013” verilerine göre 16-74 yaş grubundaki tüm bireylerin yüzde 39,5’i interneti hemen her gün veya haftada en az bir defa kullandı. Aynı dönem ve yaş grubunda internet kullanan bireylerin arasında düzenli internet kullanım oranı ise yüzde 91,6 oldu. Financial Times’a göre Türkiye’de internet kullanıcısı sayısı 36 milyonun üzerinde. 

Evet bu kadar teknik bilgi ve rakam yeter sanırım, sizi daha fazla rakama boğup sıkmadan işin özüne geçme vaktinin geldiğini düşünüyorum.

Şimdi, ortada yalnız bir problem var! Karşılıklı iletişimde, hitap ettiğiniz bireylerin davranışları, duygu dışavurumları, ses tonu vs. ile iletişimi sürdürmek adına bazı aksiyonlar alarak iletişimi sürdürebilirsiniz. Fakat sosyal medyada ki en büyük problem burada ortaya çıkıyor “SOSYAL MEDYADA DUYGU YOKTUR” sadece yazılar ve sizin elinizde şekillenen, her gün sayısı artan, tuhaf biçimler alan “Yüz İfadeleri” var. Bunları da kullanan var kullanmayan var. Ayrıca karşınızda ki kişinin nasıl bir yapısı, psikolojisi, görüşü vb. şeylere sahip olduğunu bilmemeniz işi iyice içinden çıkılamaz bir hale sokmaktadır.  

Yukarıda ki problemi aştığınız takdirde de diğer bir problem olan “Sahte Hesap” durumu ortaya çıkıyor. Karşınıza bugüne kadar “Merhaba! Ben Yaralı Kalp 35 Memnun oldum” diyen birisi çıkmamıştır J. Sahte hesaplar, genel kullanıcı fikirlerini desteklemek veya bizim ülkemizde yaygın olarak kullanıldığı gibi “Köstek” olmak amaçlı kullanılan, yönetimi kimin elinde olduğu belli olmayan (IP leri veya farklı takip izleri, Bahamalar, Virgin- Turk Caicos Adaları gibi haritada belki de yerini bulamayacağımız yerlere ait olan) hesaplardır. Bu hesaplara verilen bir diğer isimde günümüzde çok moda olan “TROLL”. Trol veya sahte hesaplar kendini zaten çok saklayamayan, gerçek isimlerin kullanılmadığı, duruma uygun takma isimlerin sıkça yer aldığı hesaplar. Bu hesaplar ile girilen tartışmalar maalesef, gerçek kullanıcıların sinirini bozmaktan öteye gitmeyen kısır tartışmalar. İşte bu hesaplarla iletişim yolunda çok bir yol alabileceğinizi düşünmüyorum. O yüzden çok bulaşmamanız sinirlerinizi bozmamanız için yardımcı olacaktır J. Sizin fikrinize her karşıt hesabında Trol olmadığını bilmeniz gerekiyor. Bunu da ekleyelim.

Peki sosyal medyada iletişim konusunda dikkat edilmesi gerekenler neler? Bu platformlarda somut iletişim tekniklerini kullanabileceğiniz gibi, bazı somut tekniklerin işe yaramayacağını da bilmeniz gerekir. Haydi maddelemeye başlayalım o zaman;

1- HANGİ DİLDEN KONUŞTUĞUNUZA ÇOK DİKKAT EDİN: Sosyal medyada ve somut iletişimde karşınıza çıkabilecek iletişim hataları ve iletişim kopukluklarının ana kaynağı bu maddedir. O yüzden birinci sırada olmayı hak etmektedir. Karşınızdaki kişi ile konuşurken kullandığınız dil çok önemli. 2 Tür dil var “Sen Dili” ve “Ben Dili”. Burada ayrımı şöyle yapabiliriz;

SEN DİLİ

BEN DİLİ

Kişiyi suçlayıcıdır

Suçlayıcı değildir

Davranıştan çok kişiliğe yöneliktir

Kişiye değil davranışa yöneliktir

Yeniden konuşma isteğini engelleyicidir

Kişiyi konuşmaya teşvik eder

Kişi kendisini anlaşılmamış ve suçlanmış hisseder

Kızgınlığın nedeninin anlaşılmasını sağlar

Kızgınlığın nedeninin anlaşılmasını engeller

Kişiyi düşünmeye sevk eder

Kişiyi kırar

Durumun değerlendirilmesi olanağı sağla

Kişinin direnmesine neden olur

İletişimin sürmesini destekler

Kişiyi kızdırır

 

 

Artık hangi dili kullanmanız gerektiğine hedeflerinize göre karar vermek zorundasınız. Bugüne kadar ülkede yapılan en büyük hata herkesin “Sen Dili” nde konuşması ve kendi açıklarını başkalarını suçlayarak örtbas etmesiydi. Günümüzde ki kutuplaşmanın en büyük nedeni de ötekileştirme yani “Sen Dili” nin konuşulması. Sosyal medya kullanıcıları içinde maalesef aynı şeyler geçerli.  Örnek;

Sen” mesajı yerine… Çok kabasın! Her zaman sözümü kesiyorsun!

“Ben” mesajı verin… Bir şey söylemeye başlayıp ta bir türlü sonunu getiremediğim zaman çok rahatsız oluyorum. “Sen” mesajı yerine… Kes şunu! Çekiştirip durma kolumu!

“Ben” mesajı verin… Kolumun çekiştirilmesinden hoşlanmıyorum.

 2- KELİMELERİ İYİ SEÇMEK: Kelimeler, sosyal medyada ki en önemli iletişim aracı ve arkadaşınız. Sizi vezirde eder rezilde J. Bu yüzden kullanacağınız kelimeleri seçerken özen göstermenizde fayda var. Karşınızda iletişim kurduğunuz kişi sizi kelimeleriniz ile yargılayacaktır. Bu aşamada girilen diyalog, kelime temelli bir diyalog hali alacak ve kullanılan kelimelere göre iletişim devam ettirilecek veya sonlandırılacaktır. Mümkün olduğunca yapıcı kelimeler kullanmaya, karşınızdaki insanın düşüncelerine saygı göstermeye çalışmanız ve bunun karşılıklı olması size başarılı bir sosyal medya iletişimi sağlayacaktır. En ufak bir fikir ayrılığında sert kelimeler ve hatta ilerleyen basamakta argo- küfür içeren ifadeler kullanılmasının size hiçbir şey kazandırmayacağını bilmeniz gerekiyor.

Kişilerle asla dalga geçmeyin, kendinizi onun yerine koyun ve ona göre yorum veya etkileşimlerde bulunun.

3- YÜZ İFADELERİNİ GERETİĞİ GİBİ KULLANIN (NAM- I DİĞER “SMILE”): Evet sosyal medyanın olmazsa olmazı bu surat ifadeleri, duygularınızı aktarmak için başarılı düşünülmüş bir yol olsa da aşırı kullanımdan ötürü artık bu özelliğini yitirmiş ve itici bir hal almaya başlamıştır. Surat ifadelerini fazla kullanmak sizi ciddiyetsiz vs. gösterebileceği gibi, yerinde kullanılacak bir yüz ifadesinin de ciddiyet ve samimiyetinize katkı sağlayacaktır. Birisinin size “Naber?” demesi ile “Naber? J” yazması arasında bir fark yoktur ama bu iki ifade arasında inanılmaz bir algı farkı vardır. Bu ifadeler sizin için bir fayda sağlamaktadır, bu fayda “DUYGULARINIZI SAKLAYABİLMEK”, mutsuz olduğunuz bir anda bir kişiye “MerhabaL” yazmazsınız genelde. Kişiye duygularını istediğiniz gibi yansıtabilirsiniz. Dikkatli olun bu hem avantaj hem dezavantajdır J

Çok soru soran bir arkadaşımıza “yeter” değil de “yeteeer” diye cevap yazıyoruz. Fazlalık olan e harflerini hissettiğimiz duyguyu daha iyi yansıtabilmek için kullanıyoruz. Gerginleşeceğini hissettiğimiz bir konuşma sırasında “:-)” smile ifadesini kullanma ihtiyacı duyuyoruz. Kızdığımız zamanlarda konuşmalardan ayrılıyoruz. Belki pişmanlık hissedip bu duyguyu dijitale uygun bir yalanla süsleyip -bağlantım koptu gibi- konuşmaya tekrar geri dönmüşlüğümüz de olmuştur. Tabi bu ifadeleri kullanılması konuya göre veya karşımızdaki kişiyle olan bağlarımıza göre değişebilir (Kaynak: http://www.sosyaling.com/dijital-diyalog/).

4- BÜTÜN LİSTENİZE DAVET YOLLAMAYIN: Bu madde gülünç gelebilir size ama gerçekten önemli gördüğüm bir madde. Gereksiz ve kişilerle alakalı olmayan davetler, kullanıcılar tarafından gerçekten itici bulunmakta. Bunun nedeni, insanlar sosyal medyada gereksiz bildirimlerden gerçekten hoşlanmıyor ve bazıları iyice abartıp, daveti gönderen kişiyi listeden silebiliyor.

5- PAYLAŞIMLARINIZA DİKKAT EDİP ETMEMEK SİZİN SORUMLULUĞUNUZ: Paylaşımlarınızın sorumluluğu tamamen sizin sorumluluğunuzdur. İlgili, ilgisiz, komik, korkunç vs. tamamen sizi bağlar. Bu tür yaklaşımlar sizin takipçi kaybetmenize, eleştirilmenize yol açabilir. Fakat her zaman şunu düşünmenizi öneririm, “Sosyal medyada bulunmak demek yayın yapmak demektir. Takipçiler paylaşımların tamamını görebilir, yorumları okuyabilir. Paylaşımlar kimilerine göre değerli olabileceği gibi kimilerine göre hiç bir anlam ifade etmeyebilir. Yani takipçileri etkileyebiliriz, hayal kırıklığına uğratabiliriz veya sıkıp daraltabiliriz. Ya sosyal medyada beğenilen bir şahıs oluruz ya da takipçi kaybederiz.”

6- ETKİLEŞİMLERE DİKKAT: Sosyal medya anında tepki alabileceğiniz bir yer. Bir paylaşımınız dakikalar içerisinde beğeni, yorum, favori veya tekrar Twit alabilmektedir. Bu tepkilerin hepsi olumlu değil, aksine olumsuz ve sizi eleştiren etkileşimler olabilmektedir. Burada sizi eleştirenlerle, eğer girecekseniz, diyaloglarda dikkatli olmak, karşı tarafın üslubu ne olursa olsun kendi tavrınızdan ödün vermemeniz gerekmektedir. Unutmayın seviyesi düşük tartışmalar, söyleyecek fikri olmayanlar içindir. Eğer buna kanarsanız, kazanma şansınız yoktur, sizi kendi seviyelerine çekerler ve yenerler.

7- ANLAŞILMAK İÇİN ÇOK FAZLA UĞRAŞMAYIN: Karşılıklı somut iletişim olsa size böyle bir şeyi asla söyleyemezdim, hemen kızmayın J. Çünkü bu konuda sosyal medya tercih edebileceğiniz en kötü alanlardan bir tanesi, yani illa anlaşılmak ve karşı tarafı ikna etmek istiyorsanız, sizin yeriniz sosyal medya değil, çıkın bir televizyonda anlatın imkanınız varsa düşüncelerinizi.

Evet, yine size Fuat Avni misali madde madde bir şeyler aktarmaya ve faydalı olmaya çalıştım (Fuat Avni yazdık bizi de fişlerler belki, malum sosyal medya, duygu yok J). Sosyal medya hiçbir zaman karşılıklı konuşmanın yerini tutmayacaktır. Çoğu kişinin “Ah! Bir karşılıklı konuşabilsek” dediğini de duyar gibiyim (Bende diyorum çünküJ).  Yapacağımız çok bir şey yok, artık sosyal medya bağımlısı olmuş durumdayız ve bu düzen böyle devam edecek gibi. Uyum sağlamak zorundayız, bu uyum sağlama sürecinde de yaptığım bu çalışma umarım işinize yarar ve farkındalık yaratır.

Uzun oldu yine, sıkılmazsınız umarım okurken. Yinede belirtmek isterim.

“ASLA UNUTMAYIN ANLATABİLDİKLERİNİZ KARŞINIZDAKİNİN ANLADIĞI İLE SINIRLIDIR”

Sevgiler!

 

                                                                                             Orkun TEKE                                     

Mühendis- Yazar

 orkunteke@gmail.com

İLETİŞİM VE İNSAN

Bilindiği gibi iletişim hayatımızın olmazsa olmazı, burada iletişimin tanımı “Kaynak- Hedef- Alıcı” vs. kavramlara girmeden, sizleri sıkmadan, nokta atışları belirterek ilerlemeye çalışacağım.

Neden iletişim kurarız? “Var Olmak, Fikir Aktarmak, Umursanmak, Kabul Görmek, Problem Çözme, Farklılıkları Paylaşma, İkna, Yönetim vs”

Ne güzel demiş Can Yücel:

En uzak mesafe ne Afrika’dır

Ne Çin, ne Hindistan,

Ne seyyareler,

Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan…

En uzak mesafe;

İki kafa arasındaki mesafedir

Birbirini anlamayan.

ResimÜlkemizin bu sıralar en büyük sıkıntısı da birbirini anlamayan ya da anlamak istemeyen kişilerin iletişime kapalılığı veya birbirlerine yanlış yollar ile yaklaşmaları. Yani amaç “ANLAŞMAK- ANLAŞILMAK”.

Şimdi rakamlarla konuşmaya başlayalım biraz. Yapılan araştırmalar (İsviçreli bilim adamları mı bilmiyorum) gösteriyor ki (İş hayatı için);

  • Başarının %85’i doğru iletişim ile sağlanır
  • Kusurların%75’i İletişim Eksikliğinden kaynaklanır
  • Kayıpların %80’i Kötü İletişim ile sağlanır.

Rakamlara baktığını zaman aslında gerçek hayatımıza da bu rakamları aktarabileceğimizi görüyoruz. Sonuçta yaşamakta büyük ve sorumluluklar getiren bir “İŞ”. Karşılıklı doğru iletişimi kurmak işte bu kadar önemli.

Rakamlardan bahsedip bilimselde olduğumuza göre, size başta bahsettiğim nokta atışlara geçebiliriz. Bu bahsettiğim noktalar belki de günümüzde ki en büyük eksiklik olan insan ulaşma için faydalı olabilecek dikkat merkezleridir. Fuat Avni gibi maddeler halinde yazacağım, sakın yanlış anlaşılmasın ben değilim.  Haydi başlayalım;

1-ÖNCE SAMİMİYET: Samimi olmazsanız hiçbir şekilde insanları etkileyemez, onları anlayamazsınız, buna en güzel örnek dönem siyasetçileri; insanların gözüne bile bakmadan elini sıkmalar, yüzlerine bakmadan konuşmalar vs. Herşeyin anahtarı insanlara samimi olduğunuzu hissettirmekte yatıyor. Bu denenmiş ve işe yarayan bir yöntemdir, bunu size İsviçreli Bilim adamları anlatmaz. Göz kontağı inanılmaz önemli, tecrübe ile sabittir.

2- ETKİN DİNLEMEK: Unutmayın “Dinlemek” konuşmaktan çok daha önemlidir. Neden 2 tane kulağınız ve 1 ağzınız var? Dinlemek daha önemli olduğunu ortaya koymak için 🙂 Fikirlerinizi karşınızdakinin ihtiyacının ne olduğunu, ne istediğini bilmeden anlatmanız demek havada kalması demektir. Dinlemek sizin fikirlerinizi, karşınızdakinin ihtiyaçları ve istedikleri doğrultusunda revize ederek aktarmanızı sağlayacaktır. Karşınızdakinin sizi dinlemesini istiyor iseniz, sizde onu dinlemelisiniz. Dinlemekten kastım tabii ki sadece bakmak değil, etkin dinlemek. Peki, nedir bu etkin dinlemek?

  • Susun
  • Dış etkilerden kurtulun
  • Konuştuğunuz kişiye bakın
  • Ana noktayı arayın
  • Mesajın nasıl verildiğine dikkat edin
  • Kişiyi düşünceden soyutlayın
  • Söylemekten kaçınılanları yakalayın

3- HANGİ DİLDEN KONUŞTUĞUNUZA ÇOK DİKKAT EDİN: Karşınızdaki kişi ile konuşurken kullandığınız dil çok önemli. 2 Tür dil var “Sen Dili” ve “Ben Dili”. Burada ayrımı şöyle yapabiliriz;

SEN DİLİ BEN DİLİ
Kişiyi suçlayıcıdır Suçlayıcı değildir
Davranıştan çok kişiliğe yöneliktir Kişiye değil davranışa yöneliktir
Yeniden konuşma isteğini engelleyicidir Kişiyi konuşmaya teşvik eder
Kişi kendisini anlaşılmamış ve suçlanmış hisseder Kızgınlığın nedeninin anlaşılmasını sağlar
Kızgınlığın nedeninin anlaşılmasını engeller Kişiyi düşünmeye sevk eder
Kişiyi kırar Durumun değerlendirilmesi olanağı sağla
Kişinin direnmesine neden olur İletişimin sürmesini destekler
Kişiyi kızdırır  

 

Artık hangi dili kullanmanız gerektiğine hedeflerinize göre karar vermek zorundasınız. Bugüne kadar ülkede yapılan en büyük hata herkesin “Sen Dili” nde konuşması ve kendi açıklarını başkalarını suçlayarak örtbas etmesiydi. Günümüzde ki kutuplaşmanın en büyük nedeni de ötekileştirme yani “Sen Dili” nin konuşulması. Örnek;

Sen” mesajı yerine… Çok kabasın! Her zaman sözümü kesiyorsun!

“Ben” mesajı verin… Bir şey söylemeye başlayıp ta bir türlü sonunu getiremediğim zaman çok rahatsız oluyorum.

“Sen” mesajı yerine… Kes şunu! Çekiştirip durma kolumu!

“Ben” mesajı verin… Kolumun çekiştirilmesinden hoşlanmıyorum.

Fakat Anadolu insanının yapısını çok iyi bilenler, her ne kadar dışarıya “Sen Dili” ile konuşsalar da, ortamda ki insanlara “Ben Dili” ile hitap etmeyi başarabildi ve bugünkü mevcut durum ortaya çıktı.

4-KELİMELERİ İYİ SEÇMEK: Kelimeleriniz karşınızdakiler tarafından anlaşılmıyorsa veya onlara hitap etmiyorsa saatlerce duvara konuşursunuz, karşı tarafta sizi dinlemediğini beden dili ile ifade eder( Örneğin; İçlerinden küfür ederler, buda surat ifadelerine yansır :)). Karşınızdaki insanın eğitim seviyesi sizden daha düşük olabilir, bu o insanın suçu değildir. Siz o kişiye de hitap etmek zorundasınız. Hiçbir şekilde “Ben bunu size nasıl anlatabilirim, anlatsam da anlamazsınız” gibi tavırlara girmemek lazım, her insan dinlenmeyi ve kendisine bir şeyler anlatılmasını hak eder. Her zaman aklınızda bu bulunsun ve ikili ilişkilerinizi bu temele dayandırın.

Kelimeleri nasıl seçeceğinizi bilmediğiniz ortamlarda öncelikle dinleyici olun. Bu yöntem sizin ortamı tanımanızı, davranış ve söylemlerinizi buna göre revize etmenizi sağlayacaktır. Bu yöntemde mutlak işe yarayan bir yöntem olarak bilinmektedir.

5-KARŞINIZDAKİNİN ALGILAMA SÜRECİNİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURUN: Bir şeyler anlatırken veya anlatıp bitirdikten sonra, küçük bir algı testi faydalı olacaktır. Çünkü her bireyin veya topluluğun algılama süresi farklıdır. Bazı kimseler tabiri caiz ise “Leb demeden Leblebi” kıvamında olabilir fakat bazı kimseler bu kıvamda olmayabilir. Bunu zaten kişinin konuşmalarından tavırlarından ve en iyi anlayabileceğiniz yol olan “SORU SORMA STİLİ VE SORDUĞU SORULARDAN” anlayabilirsiniz.  Soru sorma stili karşınızda ki hakkında size çok önemli fikirler verir. Soru sormak için soru soruluyor ise konu hiç anlaşılmamış veya ortamda ki kişiler tarafından çok sıkıcı bulunmuştur. Söylediklerinizin içinden ayrıntılar soruluyor ise, dikkat edin, çok dikkatli bir dinleyici grup karşısındasınız demektir. Söylemlerinizi açık verdirmeyecek şekilde seçmeniz gerekir. Konuyu daha ayrıntılı anlatmanız ve en ince detayı bile karşı tarafa aktarmanız gerekir. Siz aktarmazsanız zaten karşı taraf size bunu soracaktır. Eğer, tamamlayıcı sorular denen, anlattıklarınızın tekrarını ve başka türlü bir anlatımının talep edildiği sorular gelir ise, karşı tarafın sizi iyi dinlediği fakat bazı noktaların kafalarında soru işareti kaldığı anlaşılır. Burada tek dikkat etmeniz gereken bu noktaları, karşınızdakinin anlayabileceği bir formata indirgeyip öyle anlatmaktır.

Algı süresi testine gelirsek, öyle bilimsel ve deneysel bir şeyden bahsetmeyeceğim hepinizin bildiği “Sizin bana sorularınız var mı- Kafanıza takılan veya eksik kalan bir nokta kaldı mı” benzeri yaklaşımlar size bir fikir verecektir. Burada sizlere yardımcı olacak en önemli konu kişinin surat ifadesi ve konuşmalarıdır. Bu size bir fikir verecektir. Anlayamam diye korkanlar varsa korkmasınlar, bu evrenseldir ve çok kolay anlaşılır

6-ÇEVRESEL FAKTÖRLER: Mümkün olduğunca gürültüden uzakta veya az ses olan bir yerde konuşmayı ve iletişim kurmayı deneyin. Bunun nedeni, algı ve dikkati dağıtmamak içindir. Bir işle uğraşan biriyle sakın konuşmaya kalkmayın, ne yaparsanız yapın sizi dinlemeyecektir. İşinin bitmesini bekleyin, uzun sürecek ise söz almaya ve sonra konuşmaya çalışın. Örneğin; Köy ve kasabalar için “Muhtar Binaları veya Kahveler” çok ideal ortamlar olup, çok rahat iletişim kurmanızı sağlayacaktır. Şehir merkezlerinde ise açık alanlar yerine kapalı alanlar tercih edilmeli. İş yerleri daha anormal ortamlar olduğu için iletişim konusu yöneticiye, çalışanların birbirine karşı tutumuna bağlı olarak değişmektedir.

7- DEĞER VERDİĞİNİZİ GÖSTERİN: Karşınızda ki kişi sizden değer gördüğünü anlarsa sizin her anlattığınızı dinler size de rahatça içini döker. Her şeyin anahtarı karşıdaki kişiye “SEN DEĞERLİSİN, SENİN FİKRİNDE DEĞERLİ” yi hissettirebilmektir.  Kişinin konuşmalarını vücutsal jest ve mimikler ile destekleyin (Abartmamak kaydı ile kafa sallama, “Hı- hı, evet gibisinden küçük onaylamalar), göz temasını bırakmayın, SÖZÜNÜ ASLA KESMEYİN. Verilen ikram var ise masada sakın geri çevirmeyin :). Özellikle köy, kasabalarda insanlar gayet medeni ve misafirperverdirler şehir insanına göre, sizi nasıl ağırlayacaklarını bilemezler, izzeti ikramlar boldur :). Aynı masaya oturmaktan gocunmayın.

8- ELEŞTİRİLERE KARŞI HOŞGÖRÜLÜ OLUN: Eleştiri her zaman olacak ve bunların bazıları yapıcı iken, bazıları yıkıcı eleştiriler olacak, yapıcı eleştirilere yönelik aksiyon almak ne kadar önemliyse, yıkıcı eleştiriyi de hoşgörü ile sinirlenmeden karşılamak çok önemlidir. Hiçbir zaman sessiz ve sakin tavrınızdan taviz vermeden açıklamalarınızı yaparak bertaraf etmeye çalışın, edemezseniz uzaklaşmak bir kaçış değil, aslında bir mesaj olacaktır. Öfke akıldan büyük olduğu zaman kavga çıkar, bizim uzaklaşmak istediğimiz ve günümüzde bolca olan kavga ortamını yok etmeyi hedefleyin ve isteyin. Oscar Wilde süper söylemiş “Herkes benim düşünceme katılırsa, yanılmaktan korkarım” diye. “Eleştiri belki güzel bir şey değildir ama gereklidir. Ağrı ile aynı işi görür, zira ağrı da vücutta bir arıza olduğunu haber verir.”

9- ÖNYARGILARDAN KURTULUN: Bazen gerçekler o kadar nettir, o kadar gözümüze girer ki, ancak biz daha önyargımızı aşamamışızdır ve fırsat kaçmıştır. Önyargıları kırmak çok kolay değildir. Bu zor bir süreç olarak karşınıza hep çıkacaktır, önemli olan bunu istemek ve dirayet göstermektir. Einstein özetlemiş durumu “İnsanların Önyargılarını yıkmak, atomu parçalamaktan daha zordur” diye.

10- EMPATİ:  Olayları değerlendirirken her zaman kendinizi karşınızdakinin yerine koyun. Empati zaten bu demektir. Aksiyona geçirilmesi zor bir olaydır. Deneyerek gelişir. İsteğiniz ve dirayetiniz her şeyde olduğu gibi burada da önemli rol oynayacaktır.

“ASLA UNUTMAYIN ANLATABİLDİKLERİNİZ KARŞINIZDAKİNİN ANLADIĞI İLE SINIRLIDIR”

Saygılar!

Sevgiler!

Orkun TEKE

Mühendis- Blogger- Araştırmacı