Köy Enstitüleri

Merhaba,

Bugün sizlere bahsetmek istediğim konu başlıktan da anlayabileceğiniz gibi “Köy Enstitüleri”.  Kaynağınız insan ise, en önemli hedef, eğitimli, donanımlı İNSAN ı bulmak olmalıdır. Bu türden adayların ise gelişim süreçleri iyi bir sistem gerektirir. Sizi biraz eskiye götürerek, ülkemizin kalkınması için atılmış en önemli eğitim atılımından bahsedeceğim.

Bildiğiniz üzere, ilköğretim seviyesinde ki okullara öğretmen yetiştirilmesi amacıyla kurulan bu enstitüler, bence Türk Milleti’ nin başına gelmiş en iyi eğitim atılımıdır.

Mustafa Kemal Atatürk’ ün öngörüsüyle, İsmail Hakkı Tonguç, enstitülülerin tabiri ile ” Tonguç Baba”  ve Hasan Ali Yücel’ in yoğun emekleri sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu enstitüler içerdikleri atölyeler ve eğitim sistemi ile insanların eğitilmesinin yanı sıra köylerin tarımsal olarak kalkınmasını hedeflemiştir. Köylerde ki zeki çocukların bu enstitülerde eğitilerek tekrar köylere öğretmen olarak gitmesi ve öğrendiklerini oradakilerle paylaşması asıl amaçtır.

1940 yılından başlayarak, tarım işlerine elverişli geniş arazisi bulunan köylerde veya onların hemen yakınlarında Köy Enstitüleri açıldı. Türkiye’ de seçilen şehirlerden uzak ancak tren yollarına yakın tarıma elverişli 21 bölgede köy ilkokullarına öğretmen yetiştirmek üzere açılmıştı. Öğretmenler köylülere hem örgün eğitim verecek, okuma yazma ve temel bilgileri kazandıracak hem de modern ve ilmi tarım tekniklerini öğretecekti. Öğretmenler gittiği yörelerde bilinmeyen tarım türlerini de köylülere öğretecekti. Kitaba deftere dayalı öğretim yerine iş için, iş içinde eğitim ilkesi tatbik ediliyordu. Her köy enstitüsünün kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atelyeleri vardı. Derslerin %50’lik bölümü temel örgün eğitim konularını içeriyordu. Geri kalanı ise uygulamalı eğitimdi.

Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanlığı döneminde dünya klasiklerini Türkçeye tercüme ettirmişti. Köy enstitüleri öğrencileri her sene 25 tane klasik romanı okumakla yükümlüydü. Bu sayede zeki köy çocuklarından engin entellektüel birikimleri olan aydınlar oluşuyordu. Bu aydın köy öğretmenleri en az bir tane müzik aletini çalmasını da öğreniyordu. Aşık Veysel  köy enstitülerinde müzik derslerinde öğrencilere bağlama çalmasını gösteriyordu.

Köy enstitüleri eğitim ve öğretim içeriğiyle dünyada benzeri görülmemiş bir sitem olmuş ve birçok akademik çalışmaya, makalelere konu olmuştur.
Gelin gelelim, ülkemizin esiri olduğu bilgisizlik ve cahillik o zamanlarda da insanlarımızı pençesine almış ve  enstitülerin Sovyet rejimin bir ürünü olduğuna inandıracak kadar büyük bir cahilliğin içine düşürmüştür.

Enstitülerde okutulan kitapların “Komünistlik” kavramını yaydığı ve bu kurumlarda anarşistlerin yetiştirildiğini iddia ederek saldırılar için uygun zemin hazırlanmıştır. Bir meclis oturumunda bir milletvekilinin ” Burada okuyanlar kendilerini Atatürk zannediyorlar” demesine karşın, Hasan Ali Yücel         ” Bu çocukların her birinin Atatürk olması temenni edilir” diyerek cevaplamış ve kişiyi susturmuştur.

Ayrıca köy ağalarının seçtirdiği milletvekilleri meclise ve Ankara’ ya baskı uygulamakta ve kapatılma yönünde dayatma yapıyorlardı.

Halk arasında yayılan bir kısmı kasıtlı söylentiler de etkili olmuştu. İvriz Köy Enstitüsü’nden M. Ali Eren (1911-2001) “Düşünceler ve Anılar ” adlı eserinde şunları aktarmaktadır :

« ..bir gün sabaha doğru tan yeri ağarırken, okul bekçisinin “Mehmet Ali Bey, Mehmet Ali Bey” diye bağırdığını duydum. “Kalk, hemşerilerin geldi.” dedi. O sırada okulda daimi elektrik yoktu. Bir motordan sağlanan elektrik gece yarısı kesiliyordu. Kapıyı açtım: Önde aksakallı bir erkek ve arkasında 7 kadın vardı. Hepsi birden ağlıyorlardı. “Hoş geldiniz hemşeriler” dedim. Onlar sızlanmalarını daha da hızlandırıp, hüngür hüngür ağlamaya başladılar. Neden sonra sakinleşen hemşeriler, dün akşam bir haber aldıklarını, enstitüde okuyan 20 Beyağıl’lı kızın okuldan kaçtıklarını, onunun İvriz Çayı’nda boğulduğu, onunun da kaybolduğu haberini aldıklarını söylediler. Onlara, “Çocuklarınız yatakhanelerinde mışıl mışıl uyuyorlar, hiçbir şeyleri yok.” dediysem de, benim sözüme inanmadılar. Mecburen giyindim. Kurallara göre kız yatakhanelerine erkek öğretmenler giremez, yalnızca bayan öğretmenler girerdi. Bu nedenle onları yanıma alarak, bayan kimya öğretmeninin yanına gittim. Öğretmeni uyandırdım. Bu velileri kız yatakhanesinin önüne kadar götürmesini ve çocuklarını uyandırarak, bu velilere gösterdikten sonra, tekrar yatırmasını istedim.

Söylediklerim yapıldı. Veliler rahat bir nefes aldılar. Ama zamanla veliler, çocuklarını birer ikişer okuldan kaçırdılar… »

Köy enstitüleri saldırılara uğramış ve bu saldırılardan bazıları kanlı olarak sonuçlanmasına rağmen köy enstitüleri eğitime devam etmiştir. Enstitülerin kurulduğu dönemde başbakan olan İsmet İnönü, olayların geliştiği dönemde ülkenin tek lideri konumundaydı. CHP’ nin seçimleri kaybetme korkusu ve Amerika’ nın yardımlarından pay alamama telaşı Sözde Sovyet rejimini değiştirme ve kökten yok etme politikasını doğurmuştur.
Çok net ve sert bir şekilde şunu belirtmek isterim ki bu enstitülerin kaldırılmasında payı olan herkes bu vatana yapabilecekleri en büyük ihaneti gerçekleştirmişlerdir.
Bu konuyu unutmayalım, unutturmayalım.

Bu linkten Can Dündar’ ın Köy Enstitüleri belgeselini izleyebilirsiniz.


Herkese saygılar.
Orkun TEKE

Reklamlar