GELECEĞE DÖNÜŞ

Yeni bir yazı ile karşınızda bir kere daha olmaktan ötürü mutlu gururluyum 🙂

Sık aralıklarla yazmaya  ve mümkün olduğunca güncel tutmaya çalıştığım sayfamla, gün geçtikçe büyüyor ve geleceğe yönelikte sizlerin geri bildirimlerine uyarak gelişiyor.

İzlediyseniz veya benim gibi fanatiğiyseniz bilirsiniz, geçtiğimiz günlerde “Geleceğe Dönüş” Serisinden başrol oyuncusunun gittiği geleceği gösteren tarihte idik. Bütün sosyal medya film ile günümüz teknolojisini bağdaştırdı ve sayısız tartışma forumlarda kendine yer buldu.

Şimdi filmi bırakıp işe farklı bir bakış açısı ile bakmaya başlayalım.

Herkes Geleceğe ulaşmaya çalışırken, bizde biraz geçmiş hayranlığı sevdası başladı. Yani Herkes Mersin’ e biz yine Tersine…

Bizler geçmişte yapılan işlerin bize yol gösterdiğine, ışık tuttuğuna inanıyoruz. Gelecek projeksiyonları yapılırken, gerekli bilgi desteği geçmişten çekiliyor.

İş veya günlük hayatımıza baktığımız zaman ortada bir terslik benim dikkatimi çekiyor.

Biz Geçmiş’ ten Geleceğe ulaşmak yerine Günümüzden Geçmişe doğru bir hareket biçimi izlemeye başladık.

Özellikle orta yaş ve üstü yöneticilerin bu akma kapıldıkları aşikar bir gerçek ve son zamanların popüler tartışması olan “Y Kuşağı” nın yöneticileriyle anlaşamamasının bir sebebi de bu.

Geçmiş, öğrendiğiniz sürece geleceğinize ışık tutar, geçmişte yapılan herşeyi ders almadan veya hiçbir Ar- Ge faaliyeti yapmadan uygulamaya direk geçirdiğiniz zaman ise çağa ayak uyduramama, sorunlar baş göstermeye başlar.

Günümüzde de böyle değil mi? Ortada büyük bir Osmanlı Hayanlığı almış başını gidiyor. Geçmiş dönem eserlerine veya hayat tarzına baktığınızda, günümüzde uygulanacak bir çok farklı uygulama alanı var, doğrudur.

Fakat bunları revize ederek uygulamak çok önemli, geçmiş dönemin şartları ve yaşayış tarzı ile, bu dönemin yaşayış tarzı çok farklı. Geçmişte bilgiye kuşlar, ateşler, ulaklar ile günler aylar süren bi süreçte ulaşılırken, şimdi saniyede bilgiye Google Amca sizi ulaştırıyor. Bunları görmek, aksiyon planlarını buna göre almak gerekir.

Yani Günümüzden Geçmişe Değil, Günümüzden Geleceğe (Geçmiş Köprüsü ile) yol almak gerekmektedir.

Bunu şöyle anlatmak gerekir. Teke metodolojisine göre (Tamamen kendi uydurmam olan bir öğreti, o yüzden isme fazla takılmayın 🙂 ) An’ dan Geleceğe Gidiş esastır.

An ve Gelecek arasında, bilgi ve birikimi taşıyacak olan köprü görevini ise GEÇMİŞ oluşturmaktadır.

Yani, Gelecek aksiyonlarını oluştururken hem gelecek projeksiyonunu iyi tahmin edeceksiniz, hem de geçmişten yaşadığınız ana kadar olan bölüm için dersler çıkaracaksınız. Bakın tekrarlıyorum, geçmişi aynen kopyalamak değil, ilhamlanmak ve üzerine koyup, çağa uydurarak uygulamaya geçirmek.

Beni ciddiye almayan veya döneminde dalga geçen birçok şirket temsilcisi mevcut.

Varsın böyle olsun, hepsi işin benim yazdığım gibi olduğunu içten içe biliyor. Sadece alışkanlıklarını değiştirmekten, içlerinde bulundukları kabuğu kırmaktan korkuyorlar. Oysaki, bu kabuk değişiminin hem kendilerine, hem çalışanlarına, hem de ülkeye olacak olan katma değerini göremiyorlar.

Hadi Gelin artık birşeyleri değiştirelim, ülkemiz standartlarını, Saygıdeğer Bilim Adamı, Öğretmen, Kahraman vb. sıfatlara sahip M.Kemal Atatürk’ ün belirttiği “Muhasır Medeniyetler” seviyesine çıkartalım.

Herşey elimizde, Sadece isteyelim.

Saygılarımla,

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

İletişim: orkunteke@gmail.com

Reklamlar

“BİL” NE OLURSAN OL YİNE “BİL”

Ne güzel demiş değil mi Mevlana “Gel Ne Olursan Ol Yine Gel”

Biz bugün tabii ki Mevlana ve öğretilerinden bahsetmeyeceğiz :).. Bahsetmeye ömür yetmez zaten o da ayrı bir konu 🙂

Bahsetmek istediğim konu aslında şu “Bir Şeyi Çok İyi Bilmek mi?” Yoksa “Herşey Hakkında Fikir Sahibi Olmak mı?”

Rahmetli Sakıp Sabancı şunu diyor: “Bir Konuda Herşeyi Bilin, Her Konuda Birşeyler Bilin. Bilgili olmada dünyada hedefiniz, sizin yaşınızdakiler veya konunuzda çalışanların bilgi seviyesi olmalıdır.”

Nede güzel söylüyor aslında. Bir Uzmanlık alanı belirlleyin ve kendinizi yan dallarda da geliştirin demek istiyor aslında “Sakıp Ağa”

Günümüzde artık Öğrenip Öğrenmemeye değil, “Hızlı veya Yavaş Öğrenmeye” göre sizi konumlandırıyor ve değerlendiriyor.

İş yaşamında “Hızlı Öğrenme” ve Kendini tabiri caiz ise “Update” etme yani güncelleme konusu çok büyük önem taşımaya başlıyor.

Aslında X- Y kuşakları diye yapılan ayrımın altında yatan temellerden birisi de bu. Y kuşakları mevcut çağa uygun olarak bir yetişme sergiliyor ve kendini geliştirmeyi başaranlar, gelecek hakkında daha sağlıklı yorumlamalar yaparak, önlem almayı ve tongaya düşmemeyi beceriyor.

İleri yaşlı yöneticiler ise, geçmişteki alışkanlıklarını bırakmak istemiyor ve kendini geliştirmeyi, iş yaparken yeni yollar türetmeyi pas geçiyor. Böylece iş yerinde kısır ve çekilmez bir durum oluşma ihtimali ortaya çıkıyor.

Gelelim günlük hayata… İnsanlar günümüzde bilgiyi birçok materyalden sağlayabiliyor, günümüz teknolojileri resmen bütün herşeyi ayağınıza getiriyor. Google Amca size bir tık kadar yakın mesela.

Peki Google Amca herşeyi doğru mu öğretiyor? Yada her bilgi faydalı mı?

İşte bunun ayrımını yapmak adına, “Bilgili Olma” denilen bir kavra ortaya çıkıyor.

Arkadaş, okudum öğrendim, daha ne istiyorsun diyebilirsiniz…

Bilgi, sadece okuyup öğrendiğiniz birşey olmamakla birlikte, araştırma ve beyin süzgeci ile irdeleme yapmayı gerektirir. Misal, her gün onlarca asparagas haberi okuyoruz… Bazıları hemen inanıyor, bazıları inanmıyor araştırıyor. Aslında “Gerçek yani Bilinçli Bilgi Edinme” bu noktada başlıyor.

Farklı kaynaklardan, farklı mecralardan bilgi edinmek çok önemlidir. Fakat oyunun çine kendi görüşünüzü, kendi düşüncenizi ve kişiliğinizi katmadığınız sürece hep birşeyler eksik kalacaktır.

İşte bu yüzden “Araştırma- Düşünme ve Kıyas” kavramlarının iş ve günlük yaşamda daha fazla gündeme getirilmesini kişisel olarak istiyorum. Böylece daha güzel günler gelecektir.

İşte bu yüzden diyoruz ki “BİL NE OLURSAN oL YİNE BİL….

Bu konuyu açmak veya genişletmek çok daha mümkün ama sizi sıkmak istemem.. Bugünlük burada bırakalım 🙂

Görüşmek üzere..

Saygılar, Sevgiler

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

İŞTE BENİM “BİLİMİM”

Merhaba,

Yine farklı bir noktaya değineceğim, farklı bir pencereden sizlere bakış açısı sağlamaya çalışacağım ve her zamanki gibi toplumsal olarak gelişebilme adına naçizane önerilerimi sunacağım bir yazıyla daha karşınızdayım.

Yazıma başlamadan önce, geçtiğimiz günlerde açıklanan ve Dünyanın En Prestijli Bilim Ödülü olan “Nobel” Ödülünü Kimya dalında kazanan Prof. Dr.Aziz Sancar’ ın başarısıyla gururlandığımızı ve ilerleyen dönemde Nobel alan Bilim insanı sayımızın artması temennisini bildirmek isterim.

Başlık biraz kafanızı karıştırmış olabilir. Şimdi mevcut dönemde Televizyonlarda genç kızlarımızı birer şaklabana dönüştürerek TV ye çıkardıkları “İşte Benim Stilim” yarışmasından esinlendim. Bende bu durma karşı “İşte Benim Bilimim” diyerek bambaşka bir boyut kazandırdım olaya.

Bilindiği gibi bilimsel düşünce öyle gökten zembille inen bir şey değildir. Küçük yaşlarda kazandırılması gereken ve temelini, “Sorgulama, Eleştirel Bakış Açısı Getirme,Sınama” gibi kavramların oluşturduğu bir düşünce sistemidir. Bizim okullarımızda bu var mı derseniz, cevabı size bırakmak, bırakmadan öncede şunu belirtmek isterim. Amerikan bir ilkokulda sınıf içerisinde yazan bir afiş (Bizzat Gördüm) “Can Climate Change Harm Us?” Yani diyor ki; İklim Değişikliği Bize Zarar Verebilir mi?, şimdi gelelim bizim okullardaki fişlere “Ali Ata Bakıyor” “Işık Ilık süt İçiyor”, ne bir soru var, ne bir güncel mesele…

Türkiye’ de az buçuk, benim de içlerinde bulunduğum bir güruh ciddi anlamda bilimle uğraşmak isterken, horlanıyor, dalga geçiliyor veya ciddiye alınmıyor. En basit örneği size şöyle sıralayım;

1- Geçenlerde Twitter’ da Uçak Müh. okumak isteyen bir arkadaşın lisedeyken dünyadaki havacılık ve savunma şirketlerine bilgi almak amacıyla mektuplar yazdığını ve geri dönüşleri gördüm. Geri dönüş vermeyen tek firma TAI yani bizim frmamız, merkezi Ankara’ da olan “Türk Havacılık Sanayi Şirketi”

2- Aynı durumu bende yaşadım.. Üniversite öğrenciliğim boyunca, birçok teknoloji ve Ar- Ge firması ile iletişim kurmak adına hazırladığım E- Postalar gönderdim.Bunların içerisinde tabii ki Türk firmalarda vardı, vergi rekortmeni olan, kendini Türkiye’ nin Ar- Ge devi olarak tanıtanlar vs.E- Postalara en geç 1 hafta içerisinde dönüşler olmaya başladı. Bir terslik vardı ama durumda; Gelen bütün e- postalar İngilizce idi.Ayrıca Tesla Motors, NASA, Google, Apple vb. geri dönüş yapmaya başlamış ve iletişime geçmemin verdiği hoşnutluktan bahsetmekteydiler.Fakat elime hala Türkçe bir mail gelmemişti. Gönderdiklerim ve Gelenleri karşılaştırdığımda cevap gelmeyen şirketler Türk şirketleri idi. Vestel- Arçelik- Bosch Türkiye vb. cevap vermeyen şirketlerin sadece başlıcaları idi.Biz Türkiye’ ye gelenide bozuyorduk anlaşılan.. Almanya operasyonundan geri dönüş aldığım Bosch Türkiye’ de hiçbir dönüş yapmadı… Gelenler içinde heralde sadece Unilever Türkiye kendini bozmadan devam ediyor. Geri dönüş veren tek Türkiye operasyonu idi. Teşekkürler. Gelelim asıl meseleye “Bizim ülkede Bilim neden İlerlemiyor?” diyorsunuz ya, varın yazdıklarımdan cevabı siz çıkarın.. Yada sadece okuyun

3- Üniversitelere Mektuplar yazdım,araştırmalarımı gönderdim, aldığım ödülleri, mevcutta bakanlık seviyesinde yazdığım projeleri vs. gönderdim. Ne Koç, Ne Yaşar, Ne diğer gönderdiğim Özel Üniversitelerden dönüş alamadım. Bunlar kendilerini Bilim yuvası, Genç Destekçisi olarak tanımlıyorlar ya.. Yesinler bunların genç destekçiliğini.

4- Devlet üniversitelerinde durum daha vahim. İYTE(İzmir Yük. Tek. Enst.)’ de Yüksek Lisans yapıyordum. Bölüm başkanı hocaya, “Enerji Verimliliği vb. laboratuvarlarda çalışayım, araştırma yapayım, ücret istemiyorum sadece bir masa bilgisayar verin yeter hatta kendi bilgisayarımı getiririm, sadece bana laboratuvarda küçük bir yer açın, aletlerle ölçüm yapmama izin verin” dedim. Aldığım cevap süperdi. “Bunlar aktif kullanılmıyor, arada öğrenciler geliyor ders için vs.” dedi. Bu okul kendini ODTÜ ile yarıştıran eğitim dilini İngilizce yaparak yükselme niyetinde olan bir okul: Geçmiş dönemde Amerika’ da okuyan hocaları toplamışlar onların sırtından gidiyor okul neredeyse. Kendilerine Multidispliner bölümler kurmuşlar ve bununla övünüyorlar. Farkında değiller, Multi Disipliner’ in ne olduğunun. Bunu Rektör Hoca ile konuştuğumda da bana hak verdi Sonrası bildiğiniz malum Türkiye gerçekleri :)… Neyse…

Bilim insanı olmak demek illa bir üniversite bünyesinde çalışmak veya akademik ünvanlar almak değildir. Siz bilimsel çalışma yaptıkça zaten makale olarak bunları yayınlıyorsunuz, diğer insanların haberlerinin olması için. Akademik hayat içindeyseniz Doç, Prof olursunuz, ama özel sektör veya devlet memuru iseniz de O Doç. o Prof. seviyesinde bilgi sahibi olursunuz. Yani etiketlere çok takılmamak lazım. Bizim en önemli yanlışlarımızdan bir tanesi de “ETİKETÇİLİK” maalesef.

Yazsanız aslında yazacak çok şey var ama, hep konuşuluyor hiç aksiyona geçilmiyor. Geçen günlerde yazdığım yazıda da bunu belirttim. Seçim beyannamelerinde bile kendine yer bulamayan Bilim Yuvası olması gereken, milyonlarca kişinin içinden geçtiği Üniversiteler, bundan sonrada aynı tas aynı hamam devam edecek gibi. Ben bu düzeni değiştirmek adına elimden geleni yapmaya devam edecek, içimdeki bilimle uğraşma zevki,kazandığım naçizane bilimsel bakış açısını Türkiye’ de üniversite eğitimini düşünmeyen güruha yedirmeyeceğim.

Bizler taşın altına elimizi koymazsak, bu ülke ne Ar- Ge, ne Teknoloji nede bilimsel çalışmalarda bir seviyeye ulaşır. Bu gidişle ulaşacağımız tek seviye maalesef “İŞTE BENİM STİLİM” olur…

Saygılarımla…

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

ÜNİVERSİTE EĞİTİMİ YİNE BOYNU BÜKÜK KALDI

Merhaba,

Bilindiği üzere 1 Kasım Genel Seçimleri ile Türk Halkı gelecek dönem yöneticilerini seçerken, TBMM’ yi yeniden şekillendirecek.

Seçim yaklaşırken, bütün partiler “Beyanname” adını verdikleri, seçim sonuçlarında iktidar çıkmaları halinde yapacaklarını vaat ettikleri bildirgeler yayınlamaktalar. Yoğun mesailer ve halkın ihtiyaçlarına yönelik hazırlandığı düşünülen beyannamelerin sunuşu tüm siyasi partiler tarafından görkemli törenlerle yapıldı.

Bütün partilerin beyannamelerini tek tek inceleme fırsatı buldum. Ne yazıktır ki….

Maalesef… “Üniversite Eğitimi- Sistemi” yine boynu bükük kaldı….

Hiçbir partinin beyannamesinde Üniversitelerin mevcut öğretim sistemlerini daha “Bilimsel, Donanımlı Bireyler Yetiştirme ve Farklı düşünme Yetisi Kazandırma” adına en ufak bir beyan yok..

Bu ülke maşallah üniversitesi bol fakat çoğunluğu boş bir memleket.

(Aslında okula başladığımızda kimimiz mükemmel bir kitaplık olabilecek meşe ağacı, kimimiz şık bir masa olabilecek kiraz ağacı, kimimiz dayanıklı bir mobilya olabilecek meşe veya cam ağacıydık, okuldan çıktığımızda bir de baktık ki hepimiz bir örnek İKEA sehpası olmuşuz. (Kaynak: Onedio) )

Bu ülkeni önceliği Eğitim, Gelişim Olmalı…

Temeli oturtmadan, seçim beyannamelerinde yer alan hiçbirşeyi hakkı ile gerçekleştiremezsiniz…

Etrafınıza bir bakın, ortalık; istemediği bölümleri okumak zorunda kalan, sevemedikleri işleri yapan birçok mutsuz insan ile dolu…

Sabahleyin işe giderken insanların suratlarını gözlemlerim hep, hepsinin suratı beş karış, hepsi küfür ediyor resmen…

Daha fazla yazılacak birşey gelmiyor içimden doğrusu…

Ülkenin geleceğini şekillendirecek olan, bilim yuvası olması gereken üniversitelerimiz; yan gelip yatma yerne dönmüş, içerisinde barındırdığı öğrencileri önemsemez olmuş ve tamamen döner sermayelerinin derdine düşmüş durumdadır..

Kendim yaşadım oradan biliyorum; Araştırma, geliştirme faaliyetlerinde bulunmak istiyorum, mevcut projelerinizde çalışmak istiyorum dediğimde, “Bizim projemiz yok, laboratuvarlar faal değil” cevabını bizzat almış birisiyim. Birde bunu kendisini En iyi Teknik Üniversitelerden biri olarak gören bir okuldan aldım..

Ayrıca aynı okul, “Disiplinler Arası Program” olarak tanımladığı bir programa, başka bölümlerden öğrenci kabul ediyor ama “Bilimsel Hazırlık” diye bir saçmalığı öğrencinin önüne sunuyor…

Böyle saçma birşey olabilir mi? “Disiplinlerarası bu mu?”

Maalesef her şeyi yanlış anlayarak hayata geçiriyoruz..

Maalesef düzeltmemiz gereken çok şey var ama niyetli yetkililerimiz yok…

Sonrada “Üniversitelerimiz Neden Geride?”

Çalışmak isteyeni kovalıyorsun sen üniversiteden, nasıl başarılı olacaksın?

Neyse, yine sinirlendik, yine gerildik 🙂

Allah bu ülkeyi bu duruma düşüren herkesi ıslah etsin… Biraz vicdan merhamet versin…

Ben ve benim gibilerden de çalışma isteğimizi almasın, şevkimizi kırmasın…

Bugünlük sanırım bu kadar yeter.. 🙂

Görüşmek üzere

Saygılar

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

ÖĞRENME’ NİN GELECEĞİ

Son zamanlarda popüler bir kavram var “Future of Learning” yani “Öğrenmenin Geleceği”

Burada eğitim sisteminden, ne kadar kötü olduğundan falan bahsetmeyeceğim. Benim aslında asıl önemsediğim ve aklımı kurcalayan durum şu; “İnsanlar Gelecekte Nasıl Öğrenecek?”.

Günümüzde teknoloji hayatımıza iyice entegre olmuş ve damarlarımızın içine kadar işlemiş durumda. Artık girdiğimiz ortamlarda, arkadaş toplantılarında insanlar yüz yüze bakmayı bırakarak telefonlarına, tabletlerine yoğunlaşmış durumdalar. Bu kadar bağımlılık tabii ki insanı hafiften geriyor ve gelecek ile ilgili olarak bazı soru işaretlerini kafasında oluşturuyor.

Ayrıca, anne babalar, çocuklarını oturtmak ve başlarını ağrıtmaması için ellerine telefonları, tabletleri vererek o çocukları uyuşturuyor ve yapmaları gereken çocukluk misyonunu onlardan çalıyorlar..

Akıllı telefonlarla akılsız nesiller yetiştiriliyor maalesef.

Tabi bu kadar olumsuz konuştuk, bu işin olumlu hiç mi yok kardeş? diyebilirsiniz.

Mutlaka bu işin olumlu yönleri var.. Artık bilgiye ulaşmak o kadar kolay ki, herhangi bir bahaneye sığınmanız çok zor.  Farklı işlerinizi, bilgisayar başına geçmeden, saniyelik işlemlerle halledebilmektesiniz.

Anlatmak istediğim aslında şu; “Bu işin dengesi yok mu?”

Tabii ki var!

Kişinin kendi içinde bu dengeyi tutturabilmesi çok önemli.. Dijital Çağın Kölesi Olmak mı? Yoksa Dijital Çağı Kendi Hizmetkarı Yapması mı?

1- Araştırma Ruhu asla kaybedilmemeli (Basit Bir Google Taraması, Araştırma Değildir)

2- Otodidakt (Kendi Kendine Öğrenme Alışkanlığı Edinilmeli (Gelecek Otodidaktizm ile İyi Gelecek)

3-Yazılı kaynakları e-pdf olarak değil, basılı olarak okumayı öğrenme zorunluluğu (zorunu ihtiyaçlar haricinde tabii)

4- Teknolojinin Gelişmesiyle size dayatılan teknoloji bağımlılığını avantaja çevirmek için eski ve yeni sentezini kendi iç dünyanızda yapabilmelisiniz.

5- Öğrenilmesi ve yapılması gereken çok şey olduğu için “Yazılı Kaynak” ihityacı olmasa olmazımız.. Tablet unutur Kalem Unutmaz 🙂

6- İşlevsizleşen ve köreltici dijital içerik reddedilmeli…

7- Dijital çağın yanında getirdiği inanılmaz bilgi kirliliğinden korunma gerekliliği.

işte dengeyi kurmak bu kadar basit :)…

İşin şakası bir yana, geldiğimiz noktada bu alışkanlıkları değiştirmek çok kolay gibi görünmese de, ileriye dönük aksiyon planları almak, bizim E- Öğrenme süreçlerinden daha fazla faydalanabilmemiz, kendimize ve çevremize katma değer sağlamamız adına çok önemli…

Özellikle dünyada hiçbir zaman güncelliğini yitirmeyen “AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR” prensibine bağlı kalmak, çocuklarımıza bu alışkanlıkları daha küçük yaşlarda entegre edebilmek önemli..

Ama biz ellerimizde, tablet telefon birbirimizin yüzüne bakmazken, çocuklarımıza bunları nasıl aşılayacağız?

Buda benim en çok merak ettiğim konulardan bir tanesi…

Gelecek Akıllı Olursak Güzel Gelecek…

Saygılar…