DEĞİŞEN TEK ŞEY DEĞİŞİMİN KEDİSİ

Heraklitos amcamız güzel söylemiş aslında “Değişmeyen Tek Şey Değişimin Kendisidir” diye..

Adam maalesef geleceği çok iyi görebilen biri değilmiş. Aslında adama neden suç buluyoruz? Türklerin işlerine akıl sır mı erer Allah aşkına!

Bilindiği gibi dün 24 Kasım Öğretmenler Günü’ nü kutladık. Sorumluluğunun bilincinde olan ve altında bulunduğu mesleki ağır yükün değerini ve kıymetini bilen bütün Öğretmenlere selamlar saygılar olsun…

Eğitim sisteminin kötülüğünden bahsederiz hep, sürekli değişir ve hiçbir fayda sağlamaz. O yüzden bizim eğitim sistemimizde “Değişen Tek Şey Değişimin Kendisidir” biz değişiklikleri bile değiştirerek allak bullak bir çorba oluşturuyoruz.

Başlığı atma sebebim aslında şu, iz öğretmenler günü kutluyoruz ama sorumluluk sahibi öğretmenlerimiz maalesef eğitim sisteminin içler acısı durumundan şikayetçi ve yeteri kadar faydalı olamamanın sıkıntısı içindeler. Zaten her camianın içinde bulunan “Çürük Yumurtalar” Gelsin sabah okula, derse girsin, öğrencinin yüzüne bakmasın, yazın 3 ay yatsın, ara tatilde uyusun vs. kendini geliştirmeye hiçbir şekilde çalışmasın kısaca. Neyse onların sureti hep karanlık kalsın bizim kafamızda.

Öyle öğretmenler tanıdım ki, gelişimi ve öğrenmeyi önemseyen, öğretici olmasına rağmen, kendi eksikliklerini tespit edip, öğreneceği çok şey olduğunun farkında olan, öğretmenin temelinin öğrenmekten geçtiğini anlayabilen insanlar bunlar. Ne mutlu böyle insanlara, onlara öğrenci olanlara.

Bizi ve nesilleri ileri taşıyacak olan öğretmenler işte yukarıdaki öğretmenlerdir.

Bu sisteme bir dur diyebilecek güçte olan kişiler yukarıda bahsettiğim öğretmenlerdir. Taşın altına elinizi sokmanız artık yetmiyor maalesef, o taşı kaldırmak zorundasınız canım öğretmenlerim. Çünkü Atamızın söylediği gibi “Yeni Nesil Sizin Eseriniz Olacaktır”

Öğretmenlik ünvanını almak kolaydır ama onun içini doldurmak zordur. Ayrıca, her atamaları olay olan ve gözyaşlarının sel olduğu öğretmen atamalarından sonra atanan öğretmenlere bir sözüm var; Bu kadar zor elde ettiğiniz bir şey için bu kadar kolay mı vazgeçeceksiniz?

Öğretmenlik sizin için sadece atanmadan mı ibaret yoksa gerçek anlamda bir okul, bir sınıf, bir insan yetiştirmekten mi?

Eğitim sistemini değiştiremezsiniz belki ama bu bozuk sistemde işleyen düzgün bir çark olabilirsiniz.

Haddim olmayarak bugün “Öğretmenlerimize” seslenmeye çalıştım aslında..

Umarım dediklerim yanlış anlaşılmaz ve bir nebze olsun faydalı, ilhamlandırıcı olur.

Saygılarımla…

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

Reklamlar

YAPRAK OLMA, RÜZGAR OL!

Öncelikle başlığı bulma konusunda beni ilhamlandıran sevdiğimiz bir abimiz olan “Ahmet Bayram” a çok teşekkürler.

Ülkemiz insanı, yapısal olarak ilhamlandırıcı sözleri çok seviyor ve bu sözleri duyduğu an tabiri caiz ise gaza geliyor. Kendim Çerkes kökenliyim, bizim kültürde de bu tür sözler çok fazladır. Fakat pratiğe dökülmekte maalesef zorluklar ortaya çıkabiliyor. Bunun altında yatan en temel problemlerden bir tanesi ise “Kendine Güvensizlik ve Yapamam Korkusu”

Eğitim sistemimizin maşallahı olduğundan, bize bunların hiç biri ne okulda ne de üniversitede aşılanamıyor. Tek yapılan aşı tetanos, kızamık vs. ile kalıyor. Şimdi eğitim sistemine hiç girmeyelim yıllardır ülkenin içinden çıkamayıp, yap- boz tahtasına dönüştürdüğü şeyi biz iki satırla düzeltebilir miyiz? Yada düzeltmemize izin verilir mi? (Saçmalamayın:) )

Başlığı seçerken, yine bu özlü sözlerimizden birini seçtim ve yazıyı klavyeye alma ihtiyacı hissettim. Şimdi şunu sorabilirsiniz “Sen Cesur musun? Sen Kendine Güvenip Risk Alıyor musun? Yapamam Korkusu Sende de Yok mu?” diyenler olabilir. Tabii ki bazı konularda bende de bu korkular mevcut. Sonuçta yanı eğitim sisteminden çıkmış bir neferim bende Uzaydan inmedim buraya, yada Nikola Tesla gibi zaman yolcusu değilim. Keza zaman yolcusu olsam ne işim var bu devirde 🙂

Bu korkularla başa çıkmanın yollarını arıyorum zihnimde. Basitçe cesurluğu ailenizin yanından üniversite öğrenimi için ayrılmak olarak tanımlayabiliriz. Peki ne oluyor da bu cesur çocuklar lisenin ataletini yendikleri gibi üniversitenin ataletini yenemiyor?

Çünkü artık işin rengi değişiyor. Lisede gördüğün integral türev bile üniversitede aldığın türev integralin yanında hava civa kalıyor. En başında çoğunluk istemediği bir bölümü okuyor ve motivasyonu yerlerde mezun oluyor yada okulu bırakıyor.

Ayrıca üniversite hocaları (Sektör tecrübesi olup, okutman falan olarak gelenlerin dışında) tamamen sektör bağımsız bir eğitim veriyor. Öğrenciden 30 gülük stajda İş Hayatını öğrenmesi bekleniyor. Bazı öğrenciler “Work&Travel, Sene İçi Çalışmalar Erasmus” gibi programlarla Yurt Dışı deneyimleri yaşıyor ve fark yaratıyor. Emin olun bunları yapamayan yetenekli birçok maddi durumu iyi olmayan arkadaşta var. Üniversiteler bunu gözeterek eğitim vermek zorunda. Üniversiteler işin bilimsel yanını ne konuda veriyor derseniz, şunu söyleyebilirim. 15 20 yazarlı makalelerle ortalıkta bilim yapıyoruz diye dolaşılıyor. Cümlelik profesörler türedi son yıllarda ülkede.

“Tamam kötü durumla içimizi kararttın çözüm önerin ne?” derseniz;

1- Motivasyonunuzun Kırılmasına İzin Vermeyin: Başarısızlıklarınızı yazın ve neden başarısız olduğunuzu anlamaya çalışın. Bir nevi olayın ayrıntılı SWOT unu yapmaya çalışın.

2- Küçük Başarılar Büyük Başarıların Anahtarıdır: Bu mentalite ile yola çıkarsanız, küçük başarıların büyük başarı puzzle ının parçaları olduğunu net olarak görebileceksiniz.

3- Şirketleri değil, kendinizi büyütün: Kendi donanımınızı sağlamlaştırın. Elginkan Vakfı vs. gibi ücretsiz eğitim veren kurumlar mevcut. Eğitimlere gidecek paranız yok ise bunları araştırın, okulunuz da var ise Kariyer Birimleri ile irtibatı koparmayın.

4- Yazını Boş Geçirme: Okul dönemi ders programından şikayet ediyor ve çalışamıyorsan, yazın 3 ayını doldurmaya çalışmalısın. Üniversite bitene kadar tatil yapmayı ver. Yada dönem ortasını değerlendir tatil olarak. Korkme ben ölmedim, sen de ölmezsin :).. 30 gün ile 90 gün arasında önemli farklar olduğunu sakın unutma.

5- İlhamlandır: Kendini ilhamlandırmanın en önemli yolu, başkalarına vizyon katabilmektir. Kendinin gelişim yolculuğunu çok açık ve net ortaya çıkaracaksın. Denendi ve işe yarıyor 🙂 Orkun TEKE garantili 🙂

bu yazıya devam ederiz ilerleyen günlerde…

Sağlıcakla kalın…

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

YÖNETİM KABİLİYETİ

Biz Türkler hep “Lider” arayan bir milletiz. Bu vücuda bir baş lazım zihniyetimizi ta Orta Asya’ dan buralara yüzyıllar boyunca taşımışız.

Peki lider dediğimiz kişiler “Yönetim Kabiliyeti” kazanmak için ne yapıyorlar?

Bilmiyorum 🙂

Ben sadece kendi açımdan “Yönetim Kabiliyeti” Nasıl Kazanılır?  aktarmaya çalışacağım.

Öncelikli olarak, İlkokul Döneminde “Sınıf Başkanlığı” süreci.. Dedim ya biz hep lider arayan bir milletiz, mini mini birlerimize çalışkan ikilerimize de “Kendi Liderlerini Seçme” fırsatını veriyoruz. Bazı okullarda ciddi anlamda yönetimsel beceriler gerektiren bu mezıyet ile şanslı öğrencimiz bir adım öne geçmiş oluyor. Tabi ilkokulda bu ya popüler çocuk olur, ya da sınıfın en çalışkanları arasından hoca seçer 🙂

Geldik mi Lise’ ye.. Artık işin rengi değişti! Okullarda sınıf başkanı haricinde “Onur Kurulu” olmaya başladı. Onur Kurulu Başkanı, Okulun Öğrenci kategorisindeki “Obama” sı… Ortalıkta adeta bir kahraman edası ile dolaşır. Okulun belalıları ona yaklaşmaz, ülkü ocakları veya diğer siyasi görüşlü öğrenciler “O”nu kendi saflarına çekmek için açıktan teklifler ile yanına yaklaşırlar. Sınıflarda “Onur Kurulu Üye” öğrencileri seçilir ve “Bakanlar Kurulu Misali” “Onur Kurulu Öğrenci Meclisi” tarzında birşey ortaya çıkar. Bu oluşum içinde yer alan öğrencilerde hep bir adım öndedir ama başkan hep daha öndedir :)…

Evet zurnanın “Zırt” dediği yer olan “ÜNİVERSİTE” geldi çattı.

Sudan çıkmış balık gibi olan gençlerimiz, artık üniversiteye kapağı attık rahatız, gibisinden düşüncelere girişirken, sosyalleşme derdine de düşmüşlerdir.

Sosyalleşme çabası içerisinde iken, öğrenci kulüpleri ile tanışan gençler, istedikleri öğrenci kulübüne üye olmaktadırlar. Bence olmalıdırlar da. Tabi üniversite gruplarında “Yöneticilik” oynayan arkadaşlarımıza da buradan bir selam çakarak (kusura bakmayın ama sizinle dalga geçmeye hep devam edeceğim, çünkü dışarıdan çok komik görünüyorsunuz), yazımı devam ettirmek istiyorum.

Ayrıca artık işe alımlarda popüler olan bir kavramı keşfeden bir güruhta ortaya çıkar üniversitede. “Hakemlik” olayına atılırlar yada takım sporlarına tekrar başlarlar. Özellikle mülakatlarda bunu İK cıya satmaya çalışan arkadaşlar sistemdeki “BUG” ı bulmuş demektir. Buradan İK cı arkadaşlara da böyle seslenmiş olalım.

Grup başkanlıkları, grup başkan vekillikleri vs. derken iş hayatına atılan gencimiz, bazı durumların ve yeteneklerin yükselmeye ve liderlik kabiliyetlerini göstermeye izin vermediğini çabucak anlar. Devlette ise (ki bu olay artık özel sektör için bile geçerli) torpil ve dedikodu, özel sektörde ise ayak kaydırma ve türlü karaktersizlik ile yükselme ve liderlik fırsatının geldiğini görür.

Tabi bu durumlar her yerde geçerli mi? diye kendi kendine sormadan edemez. Türkiye’ nin en büyük ölçekli şirketlerinde bile duyduklarımızdan sonra “O” da er geç sonucu anlar..

Sözün özü şu; Siz istediğiniz kadar “Sınıf Başkanlığı, Onur Kurulu Bilmemneliği, Hakemlik, Sporculuk Kaptanlık vs” yapın.

Bu ülkede “Yönetim Kabiliyeti” kazanılmaz, kazandırılır.

Kazandırılan yöneticinin peşinden koşmakta, donanımlı bireylere düşer!

Sonra da “Vay Efendim Neden Gelişemedik?” “Neden bizden Lider Çıkmıyor?”  gibi saçma sapan gündemlerle kendimizi oyalar dururuz…

Biraz sert oldu farkındayım ama olması gereken bu maalesef..

Herkes payına düşeni alır umarım…

Saygılarımla..

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

ASLINDA ZEKALI ÇOCUĞUZ AMA!

Merhaba,

Öncelikli olarak yazıma ilham veren ve TEGEP’ 15′ teki Paylaşımları bizden esirgemeyen, bıyığına her zaman güvendiğimiz “İK Amatörü” Ali Cevat Ünsal’ a teşekkür ederim.

Amatörümüzün 🙂 paylaştığı Twitte aynen şu ifade yer alıyordu “Almanya dahil bir çok avrupa ülkesinde yetenek açığı var. Ülkemiz potansiyel ama eğitim kötü”

Benimde aklıma şu geldi “Aslında biz Türkler Zekalı Çocuklarız ama işte nedense bu zekayı faydalı anlamada kullanmayı reddediyoruz.”

Bu Potansiyel var olayını da dillendirmeye bayılıyoruz.. Buradan şunu çıkaranlar olabilir “Ne yani! Konuşmayalım mı?”

Evet! Konuşmayın! Konuşmayalım!… Bunları bizim tartışmamız, hemde büyük bir hararetle tartışmamız gereken konular.

Konuşmak tek taraflı bir iletişimdir. Tartışmak ise karşılıklı bir fiildir.

Evet! Eğitim sistemimiz berbat ve gün geçtikçe çamurun içine daha da batıyor. Bu gidişle daha da çok batacak. Birşeyler yapmamız gerekiyor.

Ortama baktığınızda herkes sadece eleştiriyor. Hiçbir şekilde ortaya “Fİkir” veya “Çözüm Önerisi” atan yok.

Çok güzel alışmışız; bir şirketin godoman yönetici ortaya çıkacak ve her yerde ahkam kese kese “Ülkede Potansiyel var ama Eğitim Kötü” …

Ne yapıyor bu insanlar çözüm önerisi adına? Kim taşın altına elini sokup, bunu hararetle tartışmaya açmaya ortam sağlıyor?

Milli Eğitim Bakanlığı’ ndan hangi şirket randevu talep edip, eğitim sistemi için taşın altına elimizi sokmaya hazırız diyor?

Evet! Hiçbiri…

İşin sırrı aslında burada yatıyor. Uluslararası ticaret hacimlerine sahip sürüsüne bereket şirkete sahibiz.

Örnek mi istiyorsunuz? “Koç Holding- Sabancı Holding- Arçelik- Vestel- İSDEMİR, ERDEMİR- THY-İş Bankası- Aselsan- Petrol Ofisi- TAV ve nicesi”

Açın Forbes vb. dergilerin hepsinde bu listeler var.

Eleman ihtiyaçları ve ülkedeki “Eğitim ve Üniversite Eğitimi” sisteminden gem vuran bu şirketlerin yöneticileri sadece toplantılarda konuşuyor ve bu durumu dile getiriyor maalesef.

Artık daha radikal adımların atılması ve çözüm önerilerinin ortaya konulması şart.

Şimdi şunu düşünenlerde olabilir “Adamlar okullar kuruyor, üniversiteler kuruyor” tamam eyvallah kuruyorlar da, ülkenin toptan kalkınmasından bahseden bu şirketler neden mikro ölçekte bırakıyorlar bu işleri?

Neden devlet okullarının da rekabetçi bir seviyeye gelmesi için üretttikleri ülke ile işbirliği yapmıyorlar?

Bu soruları cevaplamak benim haddim değil! Cevaplayan olursa da ben buradayım buyursun cevaplasın.

Misal, eski Köy Enstitüleri Sistemi, çıktılar gayet açık ortada, bütün imkansızlıklara rağmen, toprağı işleyen ve topraktan çıkan bir nesil oluştu o zamanda. Neden bu sistem günümüz şartlarına uyarlanıp ortaya konulmuyor?

Misal Finlandiya Eğitim sistemi, bütün dünya gıpta ile takip ediyor. Kendine uyarlamanın yollarını arıyor. Neden Amerika’ yı bir daha keşfetmeye çalışıyoruz?

Benim çözüm önerilerim bunlar ve tartışmaya açıyorum.

Bunları konuştukça hiç bir yere varamayız. Bunları tartışmamız hem de hararetli bir şekilde tartışmamız lazım.

Bu yazım açık çağrıdır. Ben kendi adıma bilgi birikimim ve düşüncelerim ile taşın altına elimi koymaya hazırım.

Bu eğitim sisteminde yetişmiş bir kurban olarak, gelecek nesillerin tehlikeye atılmasına içim el vermiyor. Bizim haklarımız yendi, biz de gelecek nesillerin vebaline girmeyelim. Bunun altından kalkamayız.

Belki ilk defa bu kadar sert ve gerçek anlamda çözüm talep eden bir yazı yazıyorum ama artık bu “Zekalıyız ama… ” olayından sıkıldım.

Bunu söyleyenler kendilerinde suçu aramadığı sürece, kendi şapkalarını öne koyup düşünmedikleri sürece hiç bir şekilde ilerleme olmaz.

Ben bu olayın takipçisiyim. Olmaya da devam edeceğim.

Olur ise, bütün olumlu- olumsuz gelişmeleri de kendi düşüncelerimi  katarak, bu blog sayfasından paylaşacağım…

Bu kafayla anca ne yaparız biliyor musunuz?

Youtube u açar “Aslında Zekalı Çocuğum ama” videolarını izler kahkahalarla gülmeye devam ederiz.

Takipte Kalın 🙂

Saygılar.

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)ci