SOSYAL DENEYLER

Merhaba,

Bugün sizlere, denenmiş ve farklı açılardan bizleri hayrete düşürmüş bir sosyal deneyden bahsedeceğim.

Öncelikli olarak şunu açıklamak isterim, bildiğiniz üzere son dönemlerde özellikle Linkedin üzerinde “Excel Makrolarıyla bilmem nerden veri çeken ve şu  bu analizi sağlayan Excel Formatını Mail adreslerinizi veriseniz gönderebilirim” tarzı paylaşımlar sıklıkla artmaya başladı. Binlerce insanda yorum yaparak, mail adreslerini paylaşıyor.

Geçtiğimiz günlerde bir paylaşım dikkatimi çekti. Daha öncelerde de konuyu tartıştığımız bir abimiz meseleye dikkat çekmek adına “Troll” amaçlı bu tür bir paylaşım yaptı.

Paylaştı ama gelen yorumlar akıl alır gibi değildi;

– Sizi şikayet etmek lazım, polise vermek lazım tarzı,

– Alta mail adresini falan bırakanlar,

-Anlayıp trol oyununu devam ettirenler,

-Küfür edenler (Azımsanmayacak miktarda)

şeklinde bir profil ortaya çıktı.

Üzücü olan durum şu; trolü anlayanların yorumlarını, makaralarını görmelerine rağmen, gerçek sanıp halen mail adresi bırakanlar, gerçek zannedip, polise başvurmak isteyenlerin olması idi.

Bunu yapan güruh kendini Linkedin kullandığı için ayrıcalıklı gören bir güruh. Düştükleri durumda gerçekten çok komik.

Düşünsenize, dandik bir Excel dosyası için herkese açık ortama mail adresinizi yazıyorsunuz.

Adamın yazdığı gönderinin sonunu görmek yeterli zaten “Hafta başında Excel dosyasını dağıtmaya başlayacağım, lütfen yoruma maillerinizi bırakın, beni de bağlantılarınıza eklemeyi unutmayın” Sonuç: 955 Beğeni, 2300 küsur yorum.

Söylenecek çok fazla da bir söz yok sanırım.

Bunun çok örneği var “Sadece Yüzde 1 in çözebildiği matematiksel problemler, Kaç Üçgen var tarzı bulmacalar, Yanlış paylaşılan fotolar (Sarı Çizgili Amerikan Yolu, Bartın diye paylaşıyorlar, adamın biri “Ben bu yolan geçtim evet” yazıyor.)”

Örnek çok ama anlayan dinleyen yok,

Bu durum gerçekten ülkenin kalkınması ile alakalı biliyorsunuz değil mi*

Zihniyeti ortaya koyar bu tür paylaşımlar.

Yazımı, İstatistik Doçenti Selçuk Şirin’ in verdiği bir mülakattaki sözleri ile bitirmek isterim.

“Mesela eğitim üzerinden mucizesini gerçekleştiren ülkelerden Finlandiya’da nüfusun yüzde 70’i 1970’lerde köylerde yaşıyor. Doğal kaynak yok, jeopolitik önem yok. Ama şu an kişi başı milli gelir 30-40 bin dolar. Bunun nedeni, 1970’lerde uzun vadede eğitimine, hem okul öncesi, hem matematik-fen, hem de üniversiteye yatırım yapması. Sonra ar-ge’ye yatırım yapıyorlar. Türkiye eğer 2030’ta, 2040’ta dünyada bir oyuncu olmak istiyorsa, şu an okul çağında olanları eğitmeli. Bunun da bir demografik fırsat aralığı var. Evet, nüfusun yarısı 30 yaşın altında, bu büyük bir fırsat ama hızla iniyor. Şu anda 18 milyona yakın öğrenciyi bu okullardan sadece ezberleterek, hiçbir şey sorgulamadan, hiçbir beceriye sahip olmadan mezun ederseniz, bu yüzyılı da kaybedeceksiniz, demektir. Acil olarak önce okul öncesi eğitimde ve müfredatta reform yapılmalı. Bizim içeriklerimiz tamamen ezbere yönelik. Google’da bulacağınız her şeyi çocuklara ezberletiyoruz, sınavlarda onu soruyoruz ve diyoruz ki “ne kadar başarılı.” Hafıza tazeliyoruz, düşünmeyi öğretmiyoruz.”

Sevgiler

Saygılar

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

Reklamlar

İK’ CI EGOSU

Evet efendim, yeni bir yazı yeni bir heyecan.

Yeni nesil İK cıların birçoğunda fark ettiğim bir durumu bugün sizler ile paylaşmak istiyorum Farklı sosyal medya platformlarında, iş ve gelişim amaçlı kurulan platformlarda ve mail gruplarında kendilerine gelen CV ler ile alay eden, ön yazılar ile makara yapan bazı İK cı arkadaşlara rastlıyorum.

İşin etik boyutunu tartışmayacağım. Zaten etik değil bu durum.

Bu nasıl bir kendini beğenmişlik ve nasıl bir kibir ola ki; sen sana iş bulma umudu ile CV gönderen bir adayın özgeçmişini makara malzemesi olarak kullanırsın. Aklımın almadığı bir diğer durum ise, o tür paylaşımların altına yorum yazan ve hunharca kahkahalar atan bir güruhunda İK dünyasında kendine yer edinmesi.

O insanlar siz dalga geçin diye mi yazıyor bunları?

İsim vermediğiniz zaman, rencide etmemiş mi sayılıyorsunuz?

Kendinizi nasıl bir Kaf Dağı’ nda görüyorsunuz da bu tür bir paylaşımda bulunma hakkını kendinizde buluyorsunuz.

Yazık vallaha sizinle aynı şirkette çalışanlara!

Yazık dalga amaçlı attığınız paylaşımlara hunharca gülücük bırakanlara, kendilerie gelen CV leri önyazıları paylaşıp, mizah seviyesini arttıranlara.

Bütün bir İK ordusunun içerisinde bulunan bu tür çürük yumurtaların, ivedilikle temizlenmesi lazım. En azından İK’ nın ciddi olarak konuşulduğu platformlarda, diğer İK Blogcuları ve portal takipçilerinin tepkisini ortaya koyması gerekir.

Aday ile dalga geçeceğinize, gidin kendinizle alay edin.

O küçük gördüğünüz, dalga geçtiğiniz adaylardan çok çok daha küçük ve bait olduğunuzu bilebilseydiniz keşke.

Sevgiler,

Saygılar.

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

BİZE TENCERENİN SONUNU VERİN FİYAT DÜŞSÜN!

Birleşmiş Milletler Mülteciler Komiserliği, 60 milyondan fazla insanın gezegende kendine doyacak vatan arayışında olduğunu rapor ediyor. Dünya servetinin yarısı %1’in eline geçmiş durumda… Gezegenin fakir nüfusunun yarısının geliri, dünyanın 85 en zengininin elinde toplandığı, bir başka dehşet verici gerçek. Bu gerçekleri herkes raporlardan öğreniyor. her sene yapılan Davos adlı Zenginler toplantısı da bunu insanların yüzüne vurmak için yapılıyor zaten.

Son 5 yılda her ne olduysa, eşitsizlik adeta patladı ve fakirler %90 daha da fakirleşti. Oysa internetin çeyrek asır önce bize vaat ettiği, bilginin savaşlara son vereceği, eşitsizliği gidereceğiydi. Fukuyama; “tarih zaten bitmişti, Windows üzerine tüy dikti” diyordu 1995 yılında. Ancak tecelli; açlar ve toklar arasında ilan edilmemiş 3’üncü dünya savaşı oldu.
Düne kadar fakirliğin coğrafyası vardı. Misal Londra’da zengin, Somali’de fakir olabiliyordunuz. Ancak şimdi ihtişam ve sefalet; bir kıvılcım mesafesinde duruyor bir diğerine…


Londra’ya gitmeye gerek yok. Levent’teki Kanyon AVM’nin arka kapısı fert başına 3000 $’a bakarken ana girişi; 20,000 $’a bakıyor.


60 milyon kıtlık, açlık, fakirlik ve bunların tetiklediği terör yüzünden bir kez göç etmeye başlamışsa, komşusu aç iken tok uyumak mümkün olmayacaktır. Bizim Ergenekon’dan çıkış sebebimiz de yeterli gıdamız olmayışıydı. Tarihin dokusunu değiştirdik ve tarih; kavimler göçünün nelere yol açabileceğinin müzesi gibi…


Eğer fakirliği ortadan kaldıracak adımlar atmaz isek, gettoların ardında, ileri teknoloji ve silahlarla korunmak para etmeyecek, aç olanlar gelip tokların elinden alacaktır. Bu da fakirliği, en büyük kitle imha silahı haline dönüştürüyor.

Şimdi iş artık öyle boyutlara gelmeye başladı ki, kendisine iş veren denen paralı güruh, sırf daha fazla para kazanmak, zenginler klübünde ki yerini perçinlemek için akıl almaz yollara başvurmaya başladı.

Bilindiği üzere, yılbaşı “Asgari Ücret Zammı” ile geçti ve sonunda Asgari Ücret net olarak      1. 173 TL oldu ve Asgari Geçim İndirimi ile birlikte “1.300 TL” ye yükseldi.

Bizim işverenimiz, şirketlerimiz artık nasıl bir ekonomik buhran içerisindeymiş ki, bu 300 lirayı bile bulmayan artış, bütün şirketleri iflas ettirilecekmiş gibi lanse edildi. Parasına para katan, insanlar üzerinden emeklerini çalarak iş yapanlar, mağdur rolünü oynamaya başladılar. “Batarız, İflas Ederiz, İşten Çıkarmalar Başlar, Personel ile ilgili reformlara gideriz” tipi söylemler ne kadar çirkin ise, gözüme çarpan bir ifade tam anlamıyla midemi bulandırdı ve bu yazının başlığı olmayı hak etti.

Şirketler, asgari ücret zammından sonra, anlaşmalı oldukları Catering firmalarına sırf maliyeti düşürmek için “Bize Tencerenin dibini verin fiyat düşsün” diyecek kadar alçaldılar. İşte zaten Toklar ile Açlar arasındaki savaşı bu tür söylemler fitilleyecek.

Böyle bir söylem, ne iş etiği, ne insan kaynağı politikası ne de insanlık ile uyuşur.

Gerçekten ortada ibretlik bir durum var.

Ne güzel diyor Rahmetli Barış Manço..
Bazen durur bakarım bu ibret sofrasına…
Kimi tatlı peşinde..
Kimininse tuzu yok..

Ayrıca ‪işi özetleyen şöyle de bir sözün varlığından bahsedebiliriz “Para zamanın yegane inancı; para çıplak, paraya bu elbiseyi giydiren insanlık, hemde kendisi çıplak kalma pahasına”

Yazacak çok şey var aslında bu konu ile alakalı ama şimdilik burada bırakalım.

Özellikle şirketlerin, çalışanları ile ilgili politikaları ürettiği zaman, önceliği insan odağı olmalıdır. Sana o parayı kazandıran kaynağı önemsemek zorundasın.

Burada İK Uzmanı olarak görev yapan kişilere de büyük önem düşüyor aslında, davranış ve tavırlarını buna göre şekillendirirken, öneri ve görüş raporlandırmalarında, bu tür konulara mutlaka yer vermeliler. Yönetim kabul eder etmez orası başka bir mesele ama sizin görevinizi yerine getirmeniz en asil olan.

Bugünlük bu kadar yeter.

Tencerenin dibini kendine layık görmüyorsan, başkasına da görmeyeceksin.

Sevgiler,

Saygılar

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

TOPRAK KOKAN BİR YAZI

Bugün bir eğitim hamlesinin, bir eğitim devriminin eskimeyen hikayesini sizlerle paylaşacağım.

17 Nisan 1940′ ta ortaya çıkarılan ve İsmail Hakkı Tonguç ve Hasan Ali Yücel’ in liderliğinde yürütülen bir Eğitim Devrimi bu. “KÖY ENSTİTÜLERİ” 

Bu yazım tamamen genç nesile ithafen yazılmış olup. Blogun içeriğinde barındırdığı bütün konular olan “Kişisel Gelişim, İnsan Kaynakları ve Eğitim vb ” kavramlarını çok güzel içinde barındıran ve mantıklı açıklamalar sunan bir eğitim sistemini sizlere anlatmak benim için bir övünç kaynağıdır. 12 Eylül 2014 tarihli “Köy Enstitüleri” başlıklı yazımda, bu konuya dikkati çekmiş ve şu cümleler ile yazıma başlamıştım.   “Kaynağınız insan ise, en önemli hedef, eğitimli, donanımlı İNSAN ı bulmak olmalıdır. Bu türden adayların ise gelişim süreçleri iyi bir sistem gerektirir. Sizi biraz eskiye götürerek, ülkemizin kalkınması için atılmış en önemli eğitim atılımından bahsedeceğim.” Yazının devamı için

Bknz: https://kariyeryolutastan.wordpress.com/2014/09/12/koy-enstituleri/

Gençlerin ve bizlerin yakın tarihi bilmesi gerekiyor. Çünkü geçmişi bilmezseniz geleeği kuramazsınız diyor bilge dedeler.

O yüzden Orhan Veli’ den bir söz ile geleceğe selam uçuralım; “Yarınlara ümitle yürüyenlere bir selam uçuralım”

Benzersiz bir Eğitim Hamlesi.. Yüzyılın Eğitim ve Gelişim Adımı..

Dönemsel sebeplerden ötürü “Topraktan harikalar yaratan bu sistem” yürürlükten kaldırıldı.

Bunu sabote edenleri ve halkı cahilliğe terke edenlere ne kadar lanet etsekte, günümüz için bir kaç kelam etmek gerekiyor.

Bu Eğitim Hamlesi, Yatılı İlköğretim Bölge Okulları (YİBO) il tekrar canlandırılma fırsatı yakaladı bu ülkede fakat bizim ağır işleyen eğitim sistemimiz bir canavar gbi bu sistemi de kendi içinde sindirdi.

Okuduğunuz ders kitaplarında 1 kelime bile bulamazsınız bu eğitim devrimi ile alakalı. Bir üniversite öğrencisi ben 4. sınıfta bunu öğrendim diyorsa ortada ciddi anlamda büyük bir sıkıntı var demektir.

Tabi burada, tembelliğe, okumayı bırakmaya alıştırılmış bir toplumun hiç mi suçu yok?

Meraktan, sorgulamadan, araştırmadan, bilimden git gide uzaklaştırılan ve boş sınıflar ortaya çıkaran, Ali’ nin hala ata baktığı, Işık’ ın hala ılık süt içmekten öteye gidemediği bir eğitim sisteminin mutlaka bunda etkisi var ama insan faktörü de en başta gelen faktörlerden.

Bir köyde kentteki bütün olanaklar olabilir mi?

İşte Köy Enstitüleri Anadolu’ ya aydınığı böyle getirdi. Bilimle, eğitimle karanlıkları aydınlığa kavuşturma yolunda önemli adımlar atılmıştır.

“Dönemin toprak ağası CHP Milletvekili Kinyas Kartal: Enstitüler devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti, bunu içimize sindiremedik”

diyor.

Bu sözü daha fazla açıklamaya gerek yok sanırım. Bu kadar net ve açık bir şekilde bu eğitim sistemi anlatılamazdı. 4/1 Sanat, 4/1 Tarım, 4/2 nin yarısı ise Kültür Derslerinden oluşan 12 aylık bir eğitim süreci sadece bu yüzden baltalanabilirdi.

Peki günümüzde çok mu geç kaldık eğitim sistemi konusunda birşeyler yapmaya, Köy Enstitülerini Çağa uydurmaya?

Tabii ki hayır.

Sadece isteyelim,

Sadece taşın altına elimizi koyalım.

Sevgiler

Saygılar

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

E-Posta: orkunteke@gmail.com

SEÇİM BİZİM Mİ?

Herkes beni hayalperestlik ile suçlasa da, bu ülkede gelecek çok daha üretken, çok daha teknolojik, çok daha enerjik ve dolu dolu gelecek..
Sistematik kabullenmişliği reddedip yenilmektense, kazanmak adına bir umudu olan insanlardan olmak beni mutlu ediyor.
Düşünüyorum da hayatı kendi yarattığı penceresinden izleyen ne çok kabullenmiş insan var. Olanı seyreden, yaşamı es geçen. Düşünemiyorsak, bunu dilimize vuramıyorsak, neden yaşarız ki?
Değişime inanmayanların, var olan bilimden, mantıktan, üretimden uzak sürece ayak uyduranlar ne gençlikten, ne de hayatın kendilerine sunduğu nimetlerden faydalanabileceklerdir.
Değişimi başarmak sizce bu kadar zor mu?
Hepinizin hoşuna giden, almak için birbiriniz ile yarıştığınız bir örnek ile devam edelim “I Phone 6 almak için Zürih’ te çalışan bir kişi “20 Saat” çalışmak zorunda iken, İstanbul’ lu “120” saat çalışmak zorunda”
Gerçek refah, üzerinizde taşıdığınız elektronik aletler veya aldığınız 1000$ lık çantalarda değildir. Zihinlerin eğitildiği bir coğrafyada, zihinsel aktivitelerin üretime dökülmesiyle kazandıklarınızdır.
Türkiye’ de “Başarmak” zor, Engel çok… Fakat bunların hiçbiri vazgeçmek için sebep değil. Hababam Sınfı’ nı izlemeyen yoktur heralde, orada bir sahnede Mahmut Hoca’ nın bir betimlemesi var idi “Okul sadece 4 Duvarı ve tepesinde dam olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı, öğrenim ve bilginin olduğu her yer okuldur. Bu okulda, mücadele etmeyi, zorluklarla başa çıkmayı, en önemlisi kendinize saygı duymayı öğrenirsiniz. Bir okulda zaten bunlar yoksa, oranın bir taş yığınından farkı yoktur.” derdi. Türkiye belki şu anda, o taş yığını benzetmesine uyabilir ama emi olun bu gerçekliği değiştirebilecek birileri var ise onlarda biziz. Değişmez burası, adam olmaz bu ülke diye kendi kabuğumuza çekilmektense, bilim, üretim, teknoloji ve düşünme hamlelerini oyunun içine dahil ederek, daha fazla vakit harcayarak çalışmaya devam etmemiz gerekiyor.
Bazıları “Günah” ile yükselir, bazıları ise “Fazilet” ile batar der William Shekspeare. Unutmayın, bilen kadar bilip susanda günahkardır. Önemli olan, bilimsel ve akılcı ilerlemeyi amaç edinerek çalışmak ve gelecek nesillerimiz adına ortaya katma değeri olan ürünler var etmektir.
İnsan kaynaklı küresel ısınmanın üçte ikisine fosil yakıtlardan para kazanan topu topu 90 şirket neden oluyor. İnsanın gücü bu kadar büyük bir etken iken, nasıl olur da insanoğlu güçsüzlüğünden ve aksiyona geçme isteksizliğinden bahseder.
Umudu yeşertmek adına, insanımızın doğaya dönüşü, kendini bulması şart. Üretim, bilgi ve enerjiyi anlatmaya son nefesime kadar devam edeceğim. Bu değişimi yapmaya benim gücüm var, peki siz benim yanımda mısınız?
Benim gibi genç arkadaşlara seslenmek isterim. “Ülkeniz için hiç mi hayaliniz yok?” Bırakın artık sızlanmayı ve aksiyona geçin.
Hedefe ulaşmak önemliyse bir yolunu bulursun. Önemli değilse bahane bulursun. Ya sonuç alırsın, ya dert anlatırsın. İkisi bir arada olmaz.
Bu yolda zorluklar karşınıza çıkmayacak diyemem. Elbet çıkacak, insanlar sizi kıskanacak, insanlar sizden nefret edecekler. Hatta bunun ile ilgili Victor Hugo çok güzel söyler; Herhangi birinin senden nefret etmesinin asıl nedeni senin gibi olmak istediği halde asla senin gibi olamayacağını bilmesidir.
Unutmamak lazım “Seçim Bizim”
Sevgiler,
Saygılar.
Orkun TEKE
Jeofiz(İK)çi