HAYAL TABANLI EĞİTİM

Kendimizi tutamıyoruz. Yazmaya son sürat devam ediyoruz.

“Hayal Et!” dedik dedik, şimdi hayaller üzerinden yürümeye devam edelim.

Öncelikle başlığın nereden geldiğini açıklayayım kısaca, bildiğiniz üzere, iş dünyası artık çalışanlarına klasik eğitimlerin dışında farklı nitelikte eğitimler aldırıyor. Aslında olay, eğitim içeriğinin aynı olup, uygulanış şeklinin farklı olması. Kafanızı karıştırmadan hemen açıklayayım. Oyun Tabanlı Eğitim- İnteraktif Eğitim- Katılımcı Aktif Eğitim vb. eğitim türleri ile sıkıcılıktan uzak ve katılımcı odağının en üst seviyede olduğu eğitim türlerinden bahsediyoruz.

Gelelim işin özüne;

Eğitim sistemimizin insan katmadığı değeri, 1 2 günlük eğitimlerle çalışanlara katmaya çalışıyor ve onlardan bunları uygulamaya geçirmelerini bekliyoruz.

Oyun oynamayı bilmeyen çocukların, işe başladıklarında Oyun Tabanlı Eğitim Alması

Konuşmalarına ve Fikirlerini Açıkça belirtmelerine İzin verilmemiş çocukların, İnteraktif Eğitimlerle, iş dünyasına geldiklerinde konuşmalarını ve fikir üretmelerini istiyoruz. Bu tür eğitimlerde de karşılaşılan sıkıntı şu;

-Aman ne konuşacam, Bitse de Gitsek!

-Kaç Yaşında Adam Böyle Hareketler Yapar mı Allah aşkına?

-Aman konuşsam ne olacak sanki?

-Boş işler bunlar, İnteraktif de neymiş?

gibi tepkiler.

Burada bir yanlış anlaşılmaya mahal vermek istemem, tabii ki bu eğitimlerin çalışanlar veya kişiler üzerinde etkileri ve kişisel gelişimlerini sağlamaları adına faydaları var ama asıl bahsettiğim olay, temel çürük iken, üzerine kat çıkmanın çokta sağlıklı olmadığı.

Aklınıza şu soru gelebilir; Peki arkadaş! Ne yapalım? Nasıl bir eğitim verelim?

Öncelikle bu eğitim sistemi değişmedikçe çok fazla değiştirilebilecek bir durum yok.

Hemen karamsarlığa da kapılmamak lazım. Eğitim sisteminin ne kadar absürd olduğunu düşünün.

Şimdi de aklınıza “Çivi Çiviyi Söker” mantığını getirin.

Bahsettiğim şey tam anlamı ile şu; “Hayal Tabanlı Eğitimler”

Çalışanlarınıza hayal kuracakları eğitimler verin. Absürd hayaller kursunlar. Bunu periyodik hale de getirin ki, alışkanlık kazanmaya başlasınlar. Unutmamak lazım, Hayal etmek İnovasyonu ve Problem Çözmeyi beraberinde getirir.

Hayal Tabanlı Eğitim tamamen hayal kurmayı eğitimin temel odağına oturtur. Sınıf içerisinde yaştan bağımsız herkes çocuktur ve hayallerin doğal olarak sınırı yoktur. Bu sektörel anlamda da olabilir genel anlamda da.

Bakınız burada “Proje Tabanlı Eğitim” ile karıştırılmaması gereken nokta eğitimin odağında tamamen “Hayal Kurmak” vardır.

Kimsenin birbirini elştirmediği, ortak eleştirilerin havuzunda yer alan kişilerin çözüme ulaşmasını ve kendilerini tamamlamalarını sağlamaktır.

Hayal Atölyeleri ile bireysel hayal kurma çalışanların sektörlerine modifiye edilebilir.

Bu konuda daha fazla yazı yazacağım.,

Sevgiler

Saygılar

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

Reklamlar

HAYAL ET!

Düşünde bile görmez işler!

Düşlerin gördüğü işleri…

Can Yücel çok güzel anlatmış aslında bazı şeyleri.

Sizlere bugün yine eğitim konusunda bazı düşüncelerimi aktaracağım ama merak etmeyin sizleri Türk Eğitim Sistemi denen kara deliğin sıkıntıları ile boğmayacağım.

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var, bahsedeceğim rakamlar sizin içinizi çok açmayacak biraz karamsarlık yaratacak türden olabilir. Fakat bunları konuşmak ve yazmak lazım ki, çözüm üretme konusunda problemimizi net tanımlamış olalım. Unutmamak lazım, bir problemin çözümü, problemin iyi tanımlanmasına bağlıdır.

Öncelikle gündemin popüler maddesi ile başlayalım;

Suriyelilerin Türk vatandaşlığına geçirilmesi süreci;

Türkiye yakın zamanda yaklaşık 1,5 milyon Suriyeli çocuğa ev sahipliği yaptı. Doğurganlıklarının yüksek olması sebebiyle de her gün bu sayı artıyor (Her gün yaklaşık 1500 Suriyeli Bebek doğuyor.) Selçuk Şirin ve ekibi yaptığı çalışma ile bazı rakamları önümüze seriyor. Bu çocukların %74 ü ailelerinden bir kişiyi savaşta kaybetmiş,%3o u silahlı veya fiziki şiddete maruz kalmış, %35 inde ise Psikolojik tedaviye ihtiyaç duyulan Stres ve Baskı sonucu oluşan Travma mevcut. Bir diğer ilginç veri ise şu; çocukların içerisinde %45 lik bir kesim, Klinik Depresyon tedavisi alabilecek boyutta hasta. Bu rakam ölçekleme yapıldığında Vietnam da savaşan ve depresyon yaşayan Amerikalı askerlerin oranından fazla.

Gelelim diğer rakamlara, ülkemizde olup;

Lise çağındakilerin %90.2 si,

Ortaokul çağındakilerin %68.7 si,

İlkokul çağındakilerin %47.7 si,

Okul Öncesi çağdakilerin %93,4 ü,

okula gitmiyor. Yani eğitim almıyorlar.

BİR KAYIP KUŞAK YETİŞİYOR!!!

Bu kayıp kuşaklar;

Afganistan’ da Taliban’ ı,

Afrika’ da Boko Haram’ ı,

Ortadoğu’ da IŞİD’i PKK’ yı ve daha nicesini,

oluşturdu.

Artık Suriyelilerin buraya gelmelerini tartışmanın bir anlamı yok, bundan sonrasını konuşmak ve ileride düşülecek hayati hatanın farkına vararak, kısa sürede aksiyon almak gerekir.

Bakınız, bu coğrafya hiç bir zaman kolay bir coğrafya olmadı ve hiç bir zamanda olmayacak. Fakat bu topraklarda her zaman bir çözüm üretilmiş ve başarı sağlanmıştır. En zor koşullarda bile çözüm üretilmiştir. O yüzden eğitim odaklı olarak tekrar bir geri dönüş ve silkelenmeye ihtiyaç duymaktayız.

Peki, bu zorlukla karşı karşıya olan Türkiye Eğitim alanında ne alemde!

Hiç girme o konuya dediğinizi duyar gibiyim. Bu yaratıcılığı körelten, ezbere yönelten, fikirlerinize saygı duymayan ve sizi bir birey olarak değilde, o sıraları belli saat işgal etmek zorunda tutan bir nesne olarak eğitim sistemimizi biraz irdeleyelim ki, çözüm önerilerimizi sunarken, daha vurucu bir etki yaratabilelim.

Bu meşhur PISA sınavı var, onun sonuçları ile başlayalım;

G 20 ülkelerinden olan güzel ülkem maalesef hiçbir alanda 40. sırayı geçememiş durumda. %50 genç nüfusa sahip güzel ülkem ve çocukları maalesef ilk 40 arasında yoklar.

Kişi başı milli gelire gelelim; son 10 yıldır yerinde sayıyor. Küçük ve kayda değer olmayan değişmeler var. Buna ekonomi bilimciler “Orta Gelir Tuzağı” diyor. ama şöyle de bir terslik var; yine aynı ekonomi bilimcilerin hep dillendirdiği papyon teoremi vardır. Papyon bildiğiniz gibi iki üçgenin tepe noktalarından birleştirilmesiyle temsil edilebilecek bir nesnedir. Papyon teoremine göre oluşan grafik ne kadar çok papyona benzerse yani birleşen iki tepe nokta arasında boşluk ne kadar az olursa o ülkede orta gelir düzeyine sahip insan (Yani temsili Orta Direk) sayısı o kadar az demektir. Türkiye işte bu sınıfta ve ülkede orta sınıf diye bir şey kalmamış durumda. Ya fakirsiniz, ya zengin.

Kişi başı geliri 3.000 dolardan, 10.000 dolara rahatça, tarım ürünlerini ihraç ederek, inşaat sektörünü geliştirerek (Yollar, Köprüler vs.) vb. atılımlarla çıkartabilirsiniz. Fakat 10.000 dolardan 20.000 dolara çıkarmak için “Katma Değerli Üretim- İnovasyon- Üretim” atılımlarını gerçekleştirmeniz gerekir.

İşte olay tam burada şekillenmeye başlıyor.

Katma Değer Ekonomisi demek Üretmek demek, üretmek demek ise “İNOVASYON” demek. İnovasyon için ise “HAYAL KURMAK” gerekir.

Bu ülkede çocuklar hayal kurmuyor. Çocuklara hayal kurmak öğretilmiyor. Doğuştan sahip oldukları hayal kurma ve çocukça hayaller diye dalga geçtiğimiz çılgın fikirlerini törpülüyoruz. Sadece %14 hayal kuruyor. Onların hayalleri ise;

-Öğretmen Olmak, İnşaat Sektöründe Çalışmak, Polis veya Asker Olmak

HAYAL OLMADAN KALKINMA OLMAZ! OLAMAZ!

Cumhuriyet tarihinden bu yana kurulan ve Türkiye’ nin en büyük şirketlerine sahip grupların mali değerlerini alt alta koyduğunuzda bir Whatsapp etmiyor. Kamu Ar- Ge harcama rakamları yayınlandı geçen gün, biz 6- 6,5 Milyar Dolar Ar- Ge harcaması yaparken, sadece Samsung 20 Milyar Dolar Ar- Ge Harcaması yapıyor.

Hammaddeyi de kullanmayı beceremiyoruz; Daldan düşen 4 fındıktan 1 i İtalya’ ya gidiyor adamlar 25 Milyar Dolar ticaret hacmi yaratıyor bizim fındıkla.

Gelelim Çözüm Önerilerimize;

Selçuk Şirin’ in getirdiği önerileri aynı şekilde aktarıyor ve destekliyorum.

Yapısal Dönüşümler Sağlanmalı: Bilgiye Ulaşma Engellenmemeli. Bilgi ekonomisi Oluşturulmalı. MIT bütün ders notlarını açıkladı geçen gün. Adamlar bütün ders notlarını ücretsiz erişime açtı. Bizim üniversitelerimizde böyle derli toplu bir not toplama sistemi var mı? Sabancı Koç bile bu konuda yetersiz kalıyor maalesef. Bunlar lokomotif olma yoluna gitmek yerine, kendi şirketlerine adam toplama niyetinde, zaten öğrenci burada durmuyor ve Amerika’ya, Avrupa’ ya gidiyor.

NE KADAR BİLGİ O KADAR İNOVASYON!

ADALET SOFRADAKİ EKMEKTİR: Adalet sağlanmalı. Çünkü çalışan ve üreten kişi adaletli bir ortamda olduğunda, bunun karşılığını mutlaka alacağım diyor. Kişisel Başarı Hikayelerinin önemi artıyor. Şu an ülkemizde maalesef kişisel başarı hikayelerinin hiç bir önemi yok.

Sen Şu sun, Sen Bu sun diyerek, kadınları 2. sınıf vatandaş görerek zaten %5- 10 ile üretim yapmaya çalışıyoruz. Kalan ezici çoğunluk istem içerisinde pasifize edilmiş durumda.

Öğrenmeyi Öğrenin: Eğitim sisteminin size öğretmediği en önemli şey: Öğrenmeyi Öğrenmek…. Bolca okuyun, notlar alın, araştırın, ne olursa olsun, öğrenmeyi istemek, öğrenmeyi öğrenmektir…

ÇOCUKLARIN KRİTİK DÜŞÜNMESİ: Çocuklarımıza Problem Çözme ve Münazara becerisini mutlaka kazandırmak zorundayız. Bunların temeli ise çocukların sorgulamalarına, hayal etmelerine ve bunları açıkça ifade etmelerine bağlıdır. Çocuklarda Problem Çözme Becerisinde;

Türkiye’ de çocukların %2.2 si, G.Kore’ de %28 i OECD Ülkelerinde ise %11 i bu yeteneğe sahip. Yani ülkede %10 çocuk üstün zekalı doğuyorsa biz bunu müthiş eğitim sistemimizle %2 ye kadar çekiyoruz ve istikrarlı bir şekilde düşünmeyen, sorgulamayan, üretmeyen insanlar yetiştiriyoruz.

İşin kötü bir yanı da şu; Bu eğitim sistemini daha beter bir şekilde yaşamış bir geçmiş nesil ile uğraşmak zorunda kalıyoruz. İşte bu geçmiş nesil sizleri bu yüzden; Y Kuşağı, Z Kuşağı, Uzay Çağı Çocukları gibi tuhaf tuhaf kalıpların içine sokuyor.

Aslında yaptığımız şey ne biliyor musunuz?

“Okula başladığımızda kimimiz mükemmel bir kitaplık olabilecek meşe ağacı, kimimiz şık bir masa olabilecek kiraz ağacı, kimimiz dayanıklı bir mobilya olabilecek meşe veya cam ağacı idik, okuldan çıktığımızda bir de baktık ki hepimiz bir örnek İKEA sehpası olmuşuz.”

Bugün biraz uzattık, hatamız var ise affola ama özlemişiz yazmayı.

Bundan sonra bu kadar uzatmayacağım arayı merak etmeyin.

Yararlandığım kaynak olan Selçuk Şirin’ in yazılarını takip etmenizi öneririm. Ayrıca TEdx te yaptığı konuşmayı incelemenizi tavsiye ederim. Aynı şeyleri zaten kısaca orada da aktarıyor.

Sevgiler

Saygılar

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

Kaynak: Çoğunlukla Selçuk Şirin TEDx Konuşması

SOSYAL DENEYLER

Merhaba,

Bugün sizlere, denenmiş ve farklı açılardan bizleri hayrete düşürmüş bir sosyal deneyden bahsedeceğim.

Öncelikli olarak şunu açıklamak isterim, bildiğiniz üzere son dönemlerde özellikle Linkedin üzerinde “Excel Makrolarıyla bilmem nerden veri çeken ve şu  bu analizi sağlayan Excel Formatını Mail adreslerinizi veriseniz gönderebilirim” tarzı paylaşımlar sıklıkla artmaya başladı. Binlerce insanda yorum yaparak, mail adreslerini paylaşıyor.

Geçtiğimiz günlerde bir paylaşım dikkatimi çekti. Daha öncelerde de konuyu tartıştığımız bir abimiz meseleye dikkat çekmek adına “Troll” amaçlı bu tür bir paylaşım yaptı.

Paylaştı ama gelen yorumlar akıl alır gibi değildi;

– Sizi şikayet etmek lazım, polise vermek lazım tarzı,

– Alta mail adresini falan bırakanlar,

-Anlayıp trol oyununu devam ettirenler,

-Küfür edenler (Azımsanmayacak miktarda)

şeklinde bir profil ortaya çıktı.

Üzücü olan durum şu; trolü anlayanların yorumlarını, makaralarını görmelerine rağmen, gerçek sanıp halen mail adresi bırakanlar, gerçek zannedip, polise başvurmak isteyenlerin olması idi.

Bunu yapan güruh kendini Linkedin kullandığı için ayrıcalıklı gören bir güruh. Düştükleri durumda gerçekten çok komik.

Düşünsenize, dandik bir Excel dosyası için herkese açık ortama mail adresinizi yazıyorsunuz.

Adamın yazdığı gönderinin sonunu görmek yeterli zaten “Hafta başında Excel dosyasını dağıtmaya başlayacağım, lütfen yoruma maillerinizi bırakın, beni de bağlantılarınıza eklemeyi unutmayın” Sonuç: 955 Beğeni, 2300 küsur yorum.

Söylenecek çok fazla da bir söz yok sanırım.

Bunun çok örneği var “Sadece Yüzde 1 in çözebildiği matematiksel problemler, Kaç Üçgen var tarzı bulmacalar, Yanlış paylaşılan fotolar (Sarı Çizgili Amerikan Yolu, Bartın diye paylaşıyorlar, adamın biri “Ben bu yolan geçtim evet” yazıyor.)”

Örnek çok ama anlayan dinleyen yok,

Bu durum gerçekten ülkenin kalkınması ile alakalı biliyorsunuz değil mi*

Zihniyeti ortaya koyar bu tür paylaşımlar.

Yazımı, İstatistik Doçenti Selçuk Şirin’ in verdiği bir mülakattaki sözleri ile bitirmek isterim.

“Mesela eğitim üzerinden mucizesini gerçekleştiren ülkelerden Finlandiya’da nüfusun yüzde 70’i 1970’lerde köylerde yaşıyor. Doğal kaynak yok, jeopolitik önem yok. Ama şu an kişi başı milli gelir 30-40 bin dolar. Bunun nedeni, 1970’lerde uzun vadede eğitimine, hem okul öncesi, hem matematik-fen, hem de üniversiteye yatırım yapması. Sonra ar-ge’ye yatırım yapıyorlar. Türkiye eğer 2030’ta, 2040’ta dünyada bir oyuncu olmak istiyorsa, şu an okul çağında olanları eğitmeli. Bunun da bir demografik fırsat aralığı var. Evet, nüfusun yarısı 30 yaşın altında, bu büyük bir fırsat ama hızla iniyor. Şu anda 18 milyona yakın öğrenciyi bu okullardan sadece ezberleterek, hiçbir şey sorgulamadan, hiçbir beceriye sahip olmadan mezun ederseniz, bu yüzyılı da kaybedeceksiniz, demektir. Acil olarak önce okul öncesi eğitimde ve müfredatta reform yapılmalı. Bizim içeriklerimiz tamamen ezbere yönelik. Google’da bulacağınız her şeyi çocuklara ezberletiyoruz, sınavlarda onu soruyoruz ve diyoruz ki “ne kadar başarılı.” Hafıza tazeliyoruz, düşünmeyi öğretmiyoruz.”

Sevgiler

Saygılar

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

İK’ CI EGOSU

Evet efendim, yeni bir yazı yeni bir heyecan.

Yeni nesil İK cıların birçoğunda fark ettiğim bir durumu bugün sizler ile paylaşmak istiyorum Farklı sosyal medya platformlarında, iş ve gelişim amaçlı kurulan platformlarda ve mail gruplarında kendilerine gelen CV ler ile alay eden, ön yazılar ile makara yapan bazı İK cı arkadaşlara rastlıyorum.

İşin etik boyutunu tartışmayacağım. Zaten etik değil bu durum.

Bu nasıl bir kendini beğenmişlik ve nasıl bir kibir ola ki; sen sana iş bulma umudu ile CV gönderen bir adayın özgeçmişini makara malzemesi olarak kullanırsın. Aklımın almadığı bir diğer durum ise, o tür paylaşımların altına yorum yazan ve hunharca kahkahalar atan bir güruhunda İK dünyasında kendine yer edinmesi.

O insanlar siz dalga geçin diye mi yazıyor bunları?

İsim vermediğiniz zaman, rencide etmemiş mi sayılıyorsunuz?

Kendinizi nasıl bir Kaf Dağı’ nda görüyorsunuz da bu tür bir paylaşımda bulunma hakkını kendinizde buluyorsunuz.

Yazık vallaha sizinle aynı şirkette çalışanlara!

Yazık dalga amaçlı attığınız paylaşımlara hunharca gülücük bırakanlara, kendilerie gelen CV leri önyazıları paylaşıp, mizah seviyesini arttıranlara.

Bütün bir İK ordusunun içerisinde bulunan bu tür çürük yumurtaların, ivedilikle temizlenmesi lazım. En azından İK’ nın ciddi olarak konuşulduğu platformlarda, diğer İK Blogcuları ve portal takipçilerinin tepkisini ortaya koyması gerekir.

Aday ile dalga geçeceğinize, gidin kendinizle alay edin.

O küçük gördüğünüz, dalga geçtiğiniz adaylardan çok çok daha küçük ve bait olduğunuzu bilebilseydiniz keşke.

Sevgiler,

Saygılar.

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

BİZE TENCERENİN SONUNU VERİN FİYAT DÜŞSÜN!

Birleşmiş Milletler Mülteciler Komiserliği, 60 milyondan fazla insanın gezegende kendine doyacak vatan arayışında olduğunu rapor ediyor. Dünya servetinin yarısı %1’in eline geçmiş durumda… Gezegenin fakir nüfusunun yarısının geliri, dünyanın 85 en zengininin elinde toplandığı, bir başka dehşet verici gerçek. Bu gerçekleri herkes raporlardan öğreniyor. her sene yapılan Davos adlı Zenginler toplantısı da bunu insanların yüzüne vurmak için yapılıyor zaten.

Son 5 yılda her ne olduysa, eşitsizlik adeta patladı ve fakirler %90 daha da fakirleşti. Oysa internetin çeyrek asır önce bize vaat ettiği, bilginin savaşlara son vereceği, eşitsizliği gidereceğiydi. Fukuyama; “tarih zaten bitmişti, Windows üzerine tüy dikti” diyordu 1995 yılında. Ancak tecelli; açlar ve toklar arasında ilan edilmemiş 3’üncü dünya savaşı oldu.
Düne kadar fakirliğin coğrafyası vardı. Misal Londra’da zengin, Somali’de fakir olabiliyordunuz. Ancak şimdi ihtişam ve sefalet; bir kıvılcım mesafesinde duruyor bir diğerine…


Londra’ya gitmeye gerek yok. Levent’teki Kanyon AVM’nin arka kapısı fert başına 3000 $’a bakarken ana girişi; 20,000 $’a bakıyor.


60 milyon kıtlık, açlık, fakirlik ve bunların tetiklediği terör yüzünden bir kez göç etmeye başlamışsa, komşusu aç iken tok uyumak mümkün olmayacaktır. Bizim Ergenekon’dan çıkış sebebimiz de yeterli gıdamız olmayışıydı. Tarihin dokusunu değiştirdik ve tarih; kavimler göçünün nelere yol açabileceğinin müzesi gibi…


Eğer fakirliği ortadan kaldıracak adımlar atmaz isek, gettoların ardında, ileri teknoloji ve silahlarla korunmak para etmeyecek, aç olanlar gelip tokların elinden alacaktır. Bu da fakirliği, en büyük kitle imha silahı haline dönüştürüyor.

Şimdi iş artık öyle boyutlara gelmeye başladı ki, kendisine iş veren denen paralı güruh, sırf daha fazla para kazanmak, zenginler klübünde ki yerini perçinlemek için akıl almaz yollara başvurmaya başladı.

Bilindiği üzere, yılbaşı “Asgari Ücret Zammı” ile geçti ve sonunda Asgari Ücret net olarak      1. 173 TL oldu ve Asgari Geçim İndirimi ile birlikte “1.300 TL” ye yükseldi.

Bizim işverenimiz, şirketlerimiz artık nasıl bir ekonomik buhran içerisindeymiş ki, bu 300 lirayı bile bulmayan artış, bütün şirketleri iflas ettirilecekmiş gibi lanse edildi. Parasına para katan, insanlar üzerinden emeklerini çalarak iş yapanlar, mağdur rolünü oynamaya başladılar. “Batarız, İflas Ederiz, İşten Çıkarmalar Başlar, Personel ile ilgili reformlara gideriz” tipi söylemler ne kadar çirkin ise, gözüme çarpan bir ifade tam anlamıyla midemi bulandırdı ve bu yazının başlığı olmayı hak etti.

Şirketler, asgari ücret zammından sonra, anlaşmalı oldukları Catering firmalarına sırf maliyeti düşürmek için “Bize Tencerenin dibini verin fiyat düşsün” diyecek kadar alçaldılar. İşte zaten Toklar ile Açlar arasındaki savaşı bu tür söylemler fitilleyecek.

Böyle bir söylem, ne iş etiği, ne insan kaynağı politikası ne de insanlık ile uyuşur.

Gerçekten ortada ibretlik bir durum var.

Ne güzel diyor Rahmetli Barış Manço..
Bazen durur bakarım bu ibret sofrasına…
Kimi tatlı peşinde..
Kimininse tuzu yok..

Ayrıca ‪işi özetleyen şöyle de bir sözün varlığından bahsedebiliriz “Para zamanın yegane inancı; para çıplak, paraya bu elbiseyi giydiren insanlık, hemde kendisi çıplak kalma pahasına”

Yazacak çok şey var aslında bu konu ile alakalı ama şimdilik burada bırakalım.

Özellikle şirketlerin, çalışanları ile ilgili politikaları ürettiği zaman, önceliği insan odağı olmalıdır. Sana o parayı kazandıran kaynağı önemsemek zorundasın.

Burada İK Uzmanı olarak görev yapan kişilere de büyük önem düşüyor aslında, davranış ve tavırlarını buna göre şekillendirirken, öneri ve görüş raporlandırmalarında, bu tür konulara mutlaka yer vermeliler. Yönetim kabul eder etmez orası başka bir mesele ama sizin görevinizi yerine getirmeniz en asil olan.

Bugünlük bu kadar yeter.

Tencerenin dibini kendine layık görmüyorsan, başkasına da görmeyeceksin.

Sevgiler,

Saygılar

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

TOPRAK KOKAN BİR YAZI

Bugün bir eğitim hamlesinin, bir eğitim devriminin eskimeyen hikayesini sizlerle paylaşacağım.

17 Nisan 1940′ ta ortaya çıkarılan ve İsmail Hakkı Tonguç ve Hasan Ali Yücel’ in liderliğinde yürütülen bir Eğitim Devrimi bu. “KÖY ENSTİTÜLERİ” 

Bu yazım tamamen genç nesile ithafen yazılmış olup. Blogun içeriğinde barındırdığı bütün konular olan “Kişisel Gelişim, İnsan Kaynakları ve Eğitim vb ” kavramlarını çok güzel içinde barındıran ve mantıklı açıklamalar sunan bir eğitim sistemini sizlere anlatmak benim için bir övünç kaynağıdır. 12 Eylül 2014 tarihli “Köy Enstitüleri” başlıklı yazımda, bu konuya dikkati çekmiş ve şu cümleler ile yazıma başlamıştım.   “Kaynağınız insan ise, en önemli hedef, eğitimli, donanımlı İNSAN ı bulmak olmalıdır. Bu türden adayların ise gelişim süreçleri iyi bir sistem gerektirir. Sizi biraz eskiye götürerek, ülkemizin kalkınması için atılmış en önemli eğitim atılımından bahsedeceğim.” Yazının devamı için

Bknz: https://kariyeryolutastan.wordpress.com/2014/09/12/koy-enstituleri/

Gençlerin ve bizlerin yakın tarihi bilmesi gerekiyor. Çünkü geçmişi bilmezseniz geleeği kuramazsınız diyor bilge dedeler.

O yüzden Orhan Veli’ den bir söz ile geleceğe selam uçuralım; “Yarınlara ümitle yürüyenlere bir selam uçuralım”

Benzersiz bir Eğitim Hamlesi.. Yüzyılın Eğitim ve Gelişim Adımı..

Dönemsel sebeplerden ötürü “Topraktan harikalar yaratan bu sistem” yürürlükten kaldırıldı.

Bunu sabote edenleri ve halkı cahilliğe terke edenlere ne kadar lanet etsekte, günümüz için bir kaç kelam etmek gerekiyor.

Bu Eğitim Hamlesi, Yatılı İlköğretim Bölge Okulları (YİBO) il tekrar canlandırılma fırsatı yakaladı bu ülkede fakat bizim ağır işleyen eğitim sistemimiz bir canavar gbi bu sistemi de kendi içinde sindirdi.

Okuduğunuz ders kitaplarında 1 kelime bile bulamazsınız bu eğitim devrimi ile alakalı. Bir üniversite öğrencisi ben 4. sınıfta bunu öğrendim diyorsa ortada ciddi anlamda büyük bir sıkıntı var demektir.

Tabi burada, tembelliğe, okumayı bırakmaya alıştırılmış bir toplumun hiç mi suçu yok?

Meraktan, sorgulamadan, araştırmadan, bilimden git gide uzaklaştırılan ve boş sınıflar ortaya çıkaran, Ali’ nin hala ata baktığı, Işık’ ın hala ılık süt içmekten öteye gidemediği bir eğitim sisteminin mutlaka bunda etkisi var ama insan faktörü de en başta gelen faktörlerden.

Bir köyde kentteki bütün olanaklar olabilir mi?

İşte Köy Enstitüleri Anadolu’ ya aydınığı böyle getirdi. Bilimle, eğitimle karanlıkları aydınlığa kavuşturma yolunda önemli adımlar atılmıştır.

“Dönemin toprak ağası CHP Milletvekili Kinyas Kartal: Enstitüler devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti, bunu içimize sindiremedik”

diyor.

Bu sözü daha fazla açıklamaya gerek yok sanırım. Bu kadar net ve açık bir şekilde bu eğitim sistemi anlatılamazdı. 4/1 Sanat, 4/1 Tarım, 4/2 nin yarısı ise Kültür Derslerinden oluşan 12 aylık bir eğitim süreci sadece bu yüzden baltalanabilirdi.

Peki günümüzde çok mu geç kaldık eğitim sistemi konusunda birşeyler yapmaya, Köy Enstitülerini Çağa uydurmaya?

Tabii ki hayır.

Sadece isteyelim,

Sadece taşın altına elimizi koyalım.

Sevgiler

Saygılar

Orkun TEKE

Jeofiz(İK)çi

E-Posta: orkunteke@gmail.com